09.10.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, KRT TV canlı yayınında gazeteciler Şevval Şirin, Cem Özkeskin ve Erdinç Özyılmaz’ın sorularını yanıtladı.
Şevval Şirin- Efendim, iyi akşamlar. KRT ekranlarına hoş geldiniz. "Liderler Özel"le karşınızdayız. Ben Şevval Şirin ve bu akşam Ankara'dayız. Çünkü bu akşam CHP Genel Merkezindeyiz. Konuğumuz CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu. Efendim, hoş geldiniz yayınımıza.
Kemal Kılıçdaroğlu- Teşekkür ederim. Siz de hoş geldiniz.
Şevval Şirin- Çok teşekkür ediyoruz. Sağ olun. Bu akşam Cem Özkeskin ve Erdinç Özyılmaz'la birlikte sorularımızı yönelteceğiz sizlere. Öncelikle şunu sormak istiyorum aslında ben. Arkadaşlarımın da müsaadesiyle başlamak istiyorum. Şimdi sıcak siyasetle başlamak istiyorum. Cemil Tugay'la. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın bütün reddetmelerine rağmen AK Parti'ye geçmiş olması ve sizin daha önce Cemil Tugay'ın aday gösterilmemesi konusunda uyarılarınıza rağmen aday göstermiş olması Özgür Özel'in. Bu da çünkü çok eleştirildi. Bir öz eleştiri yapılmasına dair de aslında talepler oldu kamuoyundan. Hem şunu sormak istiyorum: Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçişini nasıl değerlendiriyorsunuz? Hem de uyarılarınıza rağmen aday yapılmış olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Buradan başlayalım, buyurun.
Kemal Kılıçdaroğlu- Zor bir soru. Biraz önce şunu ifade edeyim: Cemil Tugay'ın Karşıyaka Belediye Başkanı olmasından sonra, ilk dönem olmasından sonra, onun çalışmalarının çok yetersiz olduğunu, özellikle benim beşli çete olarak adlandırdığım bir firmaya hizmet eder konumda olduğunu görünce, oraya arkadaşlarımı görevlendirdim. İddialar doğru mudur, yanlış mıdır diye. İddiaların doğru olduğu, gerçek olduğu ortaya çıktı. Daha sonra o sorunun çözülmesi gerektiğini söyledim ve Büyükşehir Belediye Başkanımızı aradım. Şimdi maalesef üzülerek ifade edeyim, haksız yere hapiste olan belediye başkanımız Tunç Bey. Tunç Bey'i de ihbar eden, şikâyet eden ve gereksiz yere bu kadar süre hapiste kalmasını sağlayanın da o olduğunu biliyorum. Dolayısıyla o olaydan sonra tekrar seçimler olacak. Yeni bir belediye başkanlığı seçimi. Ben Özgür Bey'le kurultaydan sonra odada, genel başkanın odasında ona bir genel başkanın, sadece bir genel başkanın bilmesi gereken konuları aktardım. O konulardan birisi de bu kişiydi. Bunu belediye başkanı olarak göstermemesi gerektiğini, neden göstermemesi için de bu bir arsa satışından milyonlarca lira avantaj sağladığını, beşli çetelerden bir firmaya avantaj sağladığını ve bunun sağlıklı ve tutarlı birisi olmadığını Özgür Bey'e aktardım. Ve belediye başkanı adayı gösterilmemesi gerektiğini söyledim. Benzer birkaç olayı daha gene Özgür Bey'e ifade ettim. Bunları belediye başkanı göstermeyin diye. Karşıyaka'da beceriksiz olan, Karşıyaka'da doğru dürüst hizmet sunamayan bir kişi maalesef daha sonra Büyükşehir Belediye Başkanı yapıldı ve Büyükşehir Belediye Başkanı olduktan sonra da İzmirlilere doğru dürüst hizmet götüremedi ve sonradan da AK Parti'ye geçti. Saçmalık değil mi AK Parti'ye geçmesi?
Beni üzen nokta şu. Beni üzen nokta şu: Bir genel başkan olarak ben kendisine partinin sadece iki genel başkan arasında kalması gereken söylemleri ya da sır diyelim, sırları önce gidip bu belediye başkanına aktarması ve bu belediye başkanının daha sonra Özgür Bey'in yanında yer alması, taa Urfa'ya, Hakkâri'ye kadar gidip kurultayda bir genel başkanın görevden alınması veya seçilmemesi için özel çaba harcaması ve onun bedeli olarak da kendisine Büyükşehir Belediye Başkanlığının verilmesi... Çıkar üzerine kurulan bir siyaset her zaman bu partinin aleyhine olmuştur. Bu partinin en temel özelliği çıkar üzerine siyaset kurulmaz, çıkar üzerine inşa edilmez. Bu kişiyi getirdiler, Büyükşehir Belediye Başkanı yaptılar. Ne oldu? Faturasını sadece Özgür Bey değil, sadece CHP değil, İzmirliler ödüyor şimdi. Bu doğru değil, doğru değil. Ayrıca konuşulan, ikimizin, iki genel başkanın konuştuğu özel bir konuyu gidip Cemil Bey'e anlatması ve Cemil Bey'e anlattıktan sonra da onu ödüllendirerek Büyükşehir Belediye Başkanı yapması... Sonra anketlerden söz ediyor, "İşte anket yaptık, o birinci çıktı." Hiç öyle bir şey yok. Partinin arşivinde hiçbir ankette yok. Baktık Cemil Bey'le ilgili bir şey var mı yok mu diye. Öyle bir anket de söz konusu değil. Aynı zamanda olay parti meclisinde tartışılırken Cemil Bey'in belediye başkanlığı, bu konuda da itiraz edenlerin itirazlarına karşı anket yaptık demiş ama herhangi bir anket sonucu sunulmamış.
Erdinç Özyılmaz- Özgür Bey'le o görüşmenizde sizin çekincelerinizi aktardığınızda size bir yanıtı oldu mu? Hani, nasıl bir-
Kemal Kılıçdaroğlu- Hayır, not aldı. O kadar. Ne söyleyecek ki? Zaten söylediğim şeylerin tamamı doğru. Cemil Tugay'ımla ilgili, Karşıyaka Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde yaptığı işlemlerin, düzenlenen raporların, özel raporlar, partinin arşivinde zaten duruyor bu raporlar. Yani, siz kalkıp da beşli çetelerden birisine, açıkça söylüyorum, yani Cengiz İnşaat'ın siz taşeronluğunu niye yapıyorsunuz? Niye Karşıyaka'nın en değerli arsasını çok düşük bir bedelle, milyonlarca değer yapan bir arsayı neden götürüp düşük bedellerle Cengiz İnşaat'a veriyorsunuz? Ve ben partinin genel başkanı olarak beşli çetelerden söz ederken siz kalkıyorsunuz, Karşıyaka Belediye Başkanı olarak beşli çetelere hizmet ediyorsunuz. Olmaz, olmaz. Böyle bir CHP belediye başkanı olmaz. Şimdi bunu aldınız, yeniden getirdiniz. Büyükşehir Belediye Başkanı yaptınız. Şimdi Büyükşehir Belediye Başkanı kime hizmet edecek? AK Parti'ye hizmet edecek. Sorumlusu kim?
Buradan hem Özgür Bey'in genel başkan olduğu partinin bütün kurmaylarına hem de Cumhuriyet Halk Partililere sesleniyorum. Benim gidip bu kadar açık, net devir teslim, genel başkanlığın devir teslim sırasında söylediğim olayı dikkate almaksızın, onun içinde bulunduğu ruh halini anlamaksızın gidip ona hâlâ, bırakın Karşıyaka'yı, İzmir Büyükşehir'i teslim ediyorsunuz. Buyurun, büyükşehrin hâline bakın. Şimdi AK Parti'ye geçti. Ne diye geçti AK Parti'ye? Ne diye geçti?
Birilerine yeni çıkar sağlamak için, birilerine avantaj sağlamak için, kendisini korumaya almak için. AK Parti'nin koruması altında istediğini yapacak. Bir belediye başkanına, kendisinden önce beldeye hizmet etmiş bir belediye başkanını ihbar etmek yakışmaz. İhbar etmek yakışmaz. Hani elde somut bir veri olsa itiraz etmeyeceğim. Somut bir veri bile yok. Yazıktır, günahtır, yazıktır. İzmirlilere yazıktır. Utanıyorum ben şahsen yani.
Erdinç Özyılmaz- Efendim, yedi Ekim-
Kemal Kılıçdaroğlu- Ama şimdiki Karşıyaka Belediye Başkanı bir kadın. O da Cemil Tugay'ın orada neler yaptığını çok iyi bilen bir belediye başkanı ve bir kadın ve çok başarılı bir belediye başkanı. Bakın, kimsenin hakkını yemek istemem. Son derece başarılı bir belediye başkanı olarak görevini yapıyor.
Erdinç Özyılmaz- Efendim, 7 Ekim'deki katılım töreninin öncesinde AK Parti'den sosyal medya hesabından bir video yayınlandı. O videoda İzmir'in dağları müziği vardı ve bir, işte, çöplerle donatılmış bir tepe. O tepeye kamera ulaştığında, hedefe gittiğinde çiçekler açıyor. Sonrasında farklı siyasi partiler, farklı videolar da yayınladı. Fon krizine atıfta bulunan bir-
Kemal Kılıçdaroğlu- E, Saadet Partisi gayet güzel…
Erdinç Özyılmaz- Evet
Kemal Kılıçdaroğlu- Bunu örnek alarak çok güzel bir şey yayınladı yani.
Erdinç Özyılmaz- O videoyu izlediniz mi?
Kemal Kılıçdaroğlu- İzledim, izledim.
Erdinç Özyılmaz- İzlediniz de ne düşündünüz? Tepkiniz ne oldu merak ederiz.
Kemal Kılıçdaroğlu- Saadet Partisi'nin yayınladığı video gerçek bir video zaten. Yani o çiçek açan tepenin arkasındaki paraların nasıl bölüşüldüğünü, nasıl sayıldığını, kamera gelince de nasıl paniğe kapıldıklarını gösteren gerçekçi bir video. Gerçekçi bir video.
Cem Özkeskin- Efendim, Cemil Tugay'ın AK Parti'ye katılımı sırasında çok kritik bir ifadesi oldu. Aslında Mustafa Kemal Atatürk'ün "Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir." dediği o sözü "AK Parti kimsesizlerin kimsesidir." olarak kamuoyuna duyurmuş oldu. Siz o kavramı bugün sizin de kullandığınız bu cumhuriyet değeri olan kavramı kullanmasına nasıl bakıyorsunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu- Yüzlerce işçinin işine kim son verdi? Kendisi son verdi. Belediye başkanı yüzlerce işçinin işine son verdi. Yani, "kimsesizlerin kimsesi". Kime söylüyor bunu? Sayın Erdoğan'a söylüyor. Ya memlekette bu kadar işsizliği yaratan sanki başka bir parti de. O herkese sahip çıktı. İşsizlere iş buldu. Ülke huzur içinde. Gelir dağılımı son derece dengeli. İşsizlik almış başını gidiyor. Fabrikalar kapanıyor. Bakıldığı zaman bu tabloya, bakıldığı zaman bu tabloya nasıl oluyor da kimsesizlerin kimsesi oluyor? Bence şunu söyleseydi çok daha iyi olurdu, yani: "Varsılların koruyucusu, varsıllara her türlü imkânı sağlayan, yolsuzluk yapanları koruyan, kendi partisinde yolsuzluk yapanları koruyan ve onlara sahip çıkan bir parti." diyebilirdi. Kendisi de zaten o sınıfta. Oraya gitti. Oraya gitti o da. Çıkarcıların partisi olmaz. Çıkarcılar her yerde, her yerde kendilerini korumak için bütün değerleri istismar edebilirler. O da Mustafa Kemal Atatürk'ün sözünü, "Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir." Kime sahip çıktılar Allah aşkına bu memlekette ya? Bu kadar yoksulluk varken. Bakın tekstile, tekstil sektörüne bakın. Nerede bunlar? Mısır'a gittiler. Yani, "kimsesizlerin kimsesi"ydiniz. Onlar Mısır'a giderken peki bu işçiler ne oldu? Bu işçileri soran var mı? Ya bu işçiler evlerine ekmek nasıl götürüyorlar diye soran var mı? Hayır, yok. Beyefendi yaranmak için, yaranmak için bu sözü kullanıyor. "Kimsesizlerin kimsesi." Ha, "beşli çetelerin sahibi" dese ben bunu anlarım. "Varsılların sahibi" dese ben bunu anlarım. Borsa soygunları olurken bunlar neredeydi? Neredeydi? Ülkede bu kadar yolsuzluk olurken bunlar neredeydi? Neredeydi bunlar? Herkes köşeyi döndü.
Cem Özkeskin- Efendim, bir de İzmir konusunu bir ek soruyla kapatıyor olayım. AK Parti'ye Cemil Tugay'ın transferinden sonra transferin etik kısmı bir yana, bir de sokak tepkileriyle ilgili de yeni partiye çok eleştiri geldi. Yani, Cemil Tugay tepkilerini eylemselliğe dönüştürmeden orada, işte, siyah karanfil bırakılmasına, halkın "Sizin kapasiteniz yok." gibi tepkiler olduğunu gördük. Sizin muhalefet anlayışınızda ya da bu tarz siyasi etiğin kırıldığı anlardaki tepkilerinizde bir değişim ya da dönüşüm olacak mı?
Kemal Kılıçdaroğlu- Şimdi, İzmir, Cumhuriyet Halk Partisi'nin kalesiydi, kabul edelim. Çünkü İzmir'in aydınları var. İzmir'in insanları daha duyarlı. Olayları daha sağlıklı görebiliyorlar, eleştirebiliyorlar. CHP'yi de yeri zamanı geldiğinde eleştiriyorlar. Biz onların eleştirilerine gerçekten de önem veriyoruz. Ama siz kalkıp da belediye başkanlarını "Ben yapay zekâyla seçtik." derseniz, yapay zekânın getirdiği bu. Sizin zekânız yok, yapay zekâya gidiyorsunuz. Ya yapay zekâ ne zamandan beri belediye başkanlarının seçimi için ana aktör konumuna geldi? Ve bakın, kaç tane belediye başkanı AK Parti'ye geçti. Bunların çoğu yolsuzluk yaptılar. Yolsuzluktan kurtulmak için oraya sığınıyorlar. AK Partili belediye başkanı olursan kimse sana dokunamaz. İstediğin kadar yolsuzluk yapabilirsin. CHP'li belediyeydi bunlar. Nasıl oldu da bunlar yolsuzluk yaptılar? Hangi gerekçeyle yolsuzluk yaptılar? Bunların, yolsuzluk yapanların CHP'den kesinlikle... Bakın, şu anda CHP'de olanları da söylüyorum. Yolsuzluk işine bulaşan CHP'li belediye başkanı istemiyoruz. İstemiyoruz yani. Halka hizmet eden belediye başkanı istiyoruz. Halka hesap veren belediye başkanı istiyoruz. Yolsuzluk yapanların kapısı belli. İstiyorlarsa Özgür Bey'in partisine gidiyorlar, istiyorlarsa AK Parti'ye gidiyorlar veya önce Özgür Bey'in partisine, oradan da transfer olup diğer partiye geçiyorlar. Yani AK Parti'ye geçiyorlar. Tuzla Belediye Başkanı hangi gerekçeyle geçti? Eğer soruşturma yapılmak istenmiyorsa, yargı baskısından, savcının baskısından kurtulmak istiyorsa geçiyorsunuz AK Parti'ye. Orada güzel bir koruma şemsiyesi var. İstediğiniz kadar yolsuzluk yapabilirsiniz. İstediğiniz kadar yapabilirsiniz. Geçen gün söylemiştim. Belediye başkanlarının sabahın beşinde, altısında evlerini basıyorlar, gözaltına alıyorlar. Melih Gökçek'i ne yaptılar? Davet ettiler. Ağzında sakızıyla geldi, dışarıya çıktı. Büyük bir keyifle tekrar bindi arabasına gitti. Ne oluyor burada? Ne oluyor? Şunu söyledim: Bari savcı bey makam arabasını da gönderseydi, makam arabasıyla aldırsaydı Melih Gökçek Bey'i. Aldırsaydı. İfadesini almaya gerek yok. Çay, kahve ısmarlayıp gösteriş için "Seni buraya aldık, getirdik ama sen gene bildiğini oku. Bildiğini oku." Almanya'da çocukları binalar alacaklar, iş yerleri alacaklar, dükkânlar alacaklar. Alırlar tabii, niye almasınlar ki? "Vurgun vuranındır." diye halkın bir sözü var. Çünkü halk siyasete güvenmiyor. O nedenle söylüyorum. Siyasette ahlak yasası gelmedikçe, siyaset kirlilikten arınmadıkça Türkiye beka sorununu her zaman yaşar. Her zaman yaşar. Bu zengin ülkede nasıl oluyor da kısa sürede insanlar han, hamam sahibi oluyorlar ya? Nasıl oluyor da bu böyle oluyor? Nasıl oluyor da köşeyi dönüyorlar bunlar?
Şevval Şirin- Tam da bu noktada aslında, dediniz ya, "Bizim partimizin içerisinde yolsuzluk yapanlar olamaz." Bu noktada Vahap Seçer'i sormak istiyorum aslında size. Daha önceki röportajlarınızda İmamoğlu'nun siyasi yasaklı olmadığını söylemiştiniz. Şimdi gelinen noktada yapılan son operasyon ve tutuklama ile birlikte sizce Vahap Seçer bugün siyasi bir tutuklu mudur yoksa yapılan gerçek bir yolsuzluk operasyonu mudur? Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu- Daha iddianame nedir bilmiyoruz onu. Bilmediğim için bir şey söylemiyorum. Ama ben Ekrem Bey gözaltına alındıktan sonra ve tutuklandıktan sonra ben evinde eşini ziyaret ettikten sonra yaptığım açıklama var. "Hiçbir belediye başkanının tutuklanması doğru değildir. Belediye başkanı hizmetini yapar." Ama bu, "Belediye başkanları soruşturmadan aridir, bunlar soruşturulamaz." değil. Soruşturabilirsiniz. Ayrıca belediye başkanlarının sabahın beşinde evlerinin basılmasını doğru bulmuyorum. Özel hayatlarının, giysilerinin sosyal medyaya servis edilmesini de doğru bulmuyorum. Ne olursa olsun insanın özel hayatına saygı göstermemiz lazım. Vahap Bey yargılanmaz değil, yargılanabilir. Ben belediyenin önünde miting yapılırken de söylemiştim. Her belediye başkanı, savcının iddianamesi vardır, yargılanabilir. Yargılanmak için tutuklanmasına gerek yoktur. Elbette yargılanır. Aziz Kocaoğlu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımızdı. Yanlış hatırlamıyorsam 197 yılla yargılandı. Tutuklandı mı? Hayır, yargılandı. Yılmaz Büyükerşen, o da yargılandı. Herkes yargılanır arkadaşlar. Ben de yargılanıyorum. Ben de yargılanıyorum. Yeri geldiği zaman gidiyoruz, hesabını veriyoruz. Hesap vermek kadar, siyasetçi için hesap vermek kadar değerli bir şey yoktur. "Ben hesap vermeye hazırım. Hesap sormayan namerttir." diyebilecek pozisyonda olması lazım her CHP'li belediyenin, her CHP'li belediyenin. Böyle olması lazım. Elbette ki siz kamu kaynağını harcıyorsunuz, para harcıyorsunuz. Kimin parası? Sizin paranız değil. Bireysel çıkara dönük her olay, her olay partiye de zarar verir, kendisine de zarar verir. Kim bireysel çıkara dönük köşeyi dönmüşse, mal mülk edinmişse bu partiden ayrılsın. Bakın, bir genel başkanı olarak söylüyorum. Bu partiden ayrılsın. Ama gerçekten halka hizmet eden, gerçekten halk için çalışan her belediye başkanının da başımızın üstünde yeri vardır. Yeter ki halka hizmet etsin. O nedenle siyasi tutuklu bir siyasi görüşü nedeniyle tutuklanır. Yani, örnek verelim, her görüşten insan, Can Atalay siyasi tutukludur. Osman Kavala siyasi tutukludur. DEM'in Genel Başkanı Selahattin Demirtaş siyasi tutukludur. Siyasi davalarıdır bunlar. Yani, kimse bunlara "Siz, efendim, işte şurada yolsuzluk yaptınız, şunu yaptınız." Hayır, söylemlerinden, düşüncelerinden ötürü bunlar içerdeler, ki onlara da ben karşıyım. Hiç kimse düşüncesinden ötürü hapse atılamaz, atılmamalıdır. Düşüncesinden ötürü bir insan yargılanır mı ya? Düşünce kadar değerli bir şey var mı? Aksi düşünce kadar değerli bir şey var mı? Buradan belki aksi düşünce deyince, belki halkımızın bir kısmı, "Ya nedir bu aksi düşünce? Nasıl, nasıl yargılanmaz?" diye. Aksi düşünce çok değerlidir. Sorgulamak çok değerlidir. Yüce Yaradan'ın bize verdiği en büyük armağan akıldır. Akıl, sorgulama aracıdır. Newton elma ağacının altında yatmıyor mu? Yatıyor. Kafasına ne düşüyor? Elma. Dünyanın en basit sorusunu soruyor. Bakın, dünyanın en basit sorusu: "Ya, bu elma niye yukarıya doğru gitmiyor da aşağıya doğru düşüyor?" Yerçekim kanunu buluyor. Yerçekim kanunu buluyor. Şimdi siz kişinin sorgulamasını, aklını kullanırken sorgulamasını yasaklarsanız, "Benim gibi düşüneceksiniz." derseniz dünyada ilerleme diye bir kavram olmaz. O nedenle insanları düşüncelerinden ötürü hapse atamazsınız. Düşüncelerinden ötürü yargılayamazsınız. Ha, yolsuzluk yaptı, haksızlık yaptı, hukuksuzluk yaptı. Elbette bu yargılanır. Ama bu yargılamanın da intikam alma, onu teşhir etme çerçevesinde olmamalı. İntikam alma duygusuyla yargılama yapılmaz. Yargılamanın da adil olması lazım. Kişiyi sabahın beşinde polislerle basacaksınız evini, olmaz. Davet edersiniz. Bunlar kaçıyorsa zaten dersiniz, yolsuzluk dolayısıyla kaçıyor. Kaçmıyorlarsa gelirler, hesabını verirler, otururlar, söylerler, belgelerini getirirler. O nedenle baskınla CHP'li belediyeleri sindirmek, onların üzerinde her türlü baskıyı kurmak asla ve asla doğru değil. Hele bunu tek taraflı yapmak, sadece CHP'li belediye. AK Partili belediyeler pirüpak. Ya, yapmayın ya. Biz kimin ne malı olduğunu gayet iyi biliyoruz. Kimlerin ne kadar malı götürdüklerini gayet iyi biliyoruz. Sadece sayaçlarda ben televizyon programında çıktım. O zaman grup başkan vekiliydim. Çıktım ve karşımda da o dönemin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı vardı. Yaptığı bütün yolsuzlukları saydım. Ne oldu? Tık bile yok. Tık. Tık bile yok. Hırsız hırsızdan güç alır. Eğer yolsuzluk yapılıyorsa, yolsuzluk yapılıyorsa, kimse denilmiyorsa ve bir de yolsuzluk yapanın sırtı sıvazlanıyorsa, "Helal olsun ya, iyi malı götürdün. Bravo!" diyorlarsa bu emsal oluyor. "O çaldı, ben de çalayım." diyor. "Ona bir şey dokunmuyor, e, bana da dokunmayacaktır." diyor. Sonuçta ne oluyor? Ahlaklı ve düzgün insanların suçlandığı bir sürecin içine giriyoruz. "Vay, bu işte çok düzgün bir adam. Bu işimize yaramaz. Bu ahlaklı adam, bu işimize yaramaz." Olmaz. Siyaset kirlilikten arınacak. Hangi partiden olursa olsun. Halka hizmet etmek, hakka hizmet etmek demektir. Bakın, işin kuralı, işin özü budur. Halka hizmet etmeyip de kendinize hizmet ediyorsanız, halkın oylarıyla gelip halkı bir tarafa atıyorsanız, aç susuz kalıyorsa halk olmaz. Ya, çıktım. Bu ülkede ya 25 yıldır iktidardalar, 25 yıl ya. Ya, çocuğa bir tas çorbayı fazla görüyorlar ya. Bir tas çorba ya, yemek ya, öğle yemeği ya. Bir tas çorba vereceksin ya. Tuvalet kirlilikten girilmiyor. Ya, bir kalıp sabun koyamıyor musunuz ya? Ya, bu çocuklara bir su içmeleri için bir şey yapamıyor musunuz ya okullarda? Yapmıyorlar. Yapamıyorlar değil, yapmıyorlar. Çünkü o parayı haramiler götürüyor. O parayı başkaları götürüyor. Ben kaç yıldır söylüyorum ya. Okula aç giden çocuklar var ya. Annelerin çocuklarının karnını doyuramadığı bir süreç var ya. Kardeşim, siz bu çocuklar gidiyor. Çocuk öğrenme açısından dikkati dağılıyor. Aç oluyor bu çocuk, aç. Sen bu çocuğun karnını doyuracaksın. Sen devletsin ya. Sosyal devletsin. Sosyal devlet. Yani fakirin fukaranın yanında olan devlet, sosyal devlet. Nasıl oluyor da varsılın yanında çocuğa bir kalıp sabun fazla görüyorsun, bir tas çorbayı fazla görüyorsun. Ondan sonra kalkıyorsun, borsada bunlar oluyor. Devletle siyasetçi, devletin içindeki siyasetçiyle bürokrat el ele verecek, hep beraber soygun yapacaklar. Hep beraber. Bereket versin, yabancılar uyardı da ondan sonra işler ortaya çıktı.
Erdinç Özyılmaz- Efendim, tabii fon tartışması, fon soruşturması çok geniş bir konu. İlerleyen dakikalarda onu da açacağız ama ben, Mersin Büyükşehir Belediyesi'ndeki operasyon sonrasındaki sürece biraz gelmek istiyorum. Sayın Vahap Seçer'in tutuklanmasıyla birlikte Türkiye Belediyeler Birliği'nde 15 Ekim'de bir seçim yapılacak. Başkan vekilliği seçimi yapılacak. Bugün de sayın Müslim Sarı, sözcünüz, parti sözcüsü Adana'da konuştu. Oradaki seçimi kazanabilmek için, yani Cumhur İttifakı karşısında bir işbirliği olabilmesi için Yeni Parti ve DEM'e bir çağrıda bulundu. Dedi ki "Gelin bir işbirliği yapalım, bu seçimi birlikte kazanalım ortak bir aday noktasında." Şimdi ittifaklar çok konuşuluyor tabii. Seçimler henüz yaklaşmadı ama gündemde. Bu bir Yeni Parti-DEM-CHP işbirliğinin işaret fişeği olabilir mi? Bir de CHP'nin DEM'le bir ittifak yapacağı iddiaları da kulislerde konuşuluyor. Bu konuda da yorumunuzu almak isterim açıkçası.
Kemal Kılıçdaroğlu- Şimdi, iyi olan şeyler konusunda ittifak yapılabilir partilerle. İyi olan şeyler, doğru olan şeyler konusunda ittifak yapılabilir. Bu gayet doğaldır zaten. Partiler yan yana gelirler, otururlar, konuşurlar. Bir aday belirlenebilir, bir aday seçilebilir, bir yatırım yapılabilir, bir düşünce ifade edilebilir, gelen bir yasa konusunda ortak görüşler ortaya çıkabilir. Bunlar siyasetin doğasında olan şeyler. Yani iktidar muhalefet de biz- Mesela dış politikada iktidar, muhalefet olmaz. Dış politika millidir deriz. Milli Eğitim Bakanlığı, adı üstünde millidir. Milli olması lazım. Yani, iktidar ve muhalefetin çocuklarımızın eğitimi için ortak politikalar üretmesi lazım. Milli Eğitim Bakanı şunu, şunu, adı üstünde milli. Milli Savunma Bakanlığı. Orada da siz "Ben partiyim, ben ona şöyleyim ya da katılmıyorum ya da şu." değil. Katılmadığınız konuları açıklarsınız ve ortak bir politikanın oluşmasını sağlarsınız. Milli politika budur. Milli bilinç budur. Biz kendi ülkemizin çıkarlarını savunurken iktidar, muhalefet diyemeyiz. Veya diğer partiler, muhalefet partileri hep beraber milli bir politika karşısındaki çıkarım diyemeyiz. Bu olmaz. Ama belli temel konularda, belli temel konularda iktidar partisinin içinde de ülkesini seven sayan insanlar var. Bakın, Amerikan askerlerinin Türkiye üzerinden Irak'a girişi vardı, değil mi? O dönem Erdoğan getirdi, başbakandı, getirdi. Amerikan askerleri mecliste olay daha görüşülmeden Mardin'e kadar gitmişlerdi. Düşünebiliyor musunuz? Parlamentodan karar çıkmamış, Amerikan askerleri Mardin'e kadar gitmişlerdi. O zaman ne yaptı Cumhuriyet Halk Partisi? Dedi ki "Hayır, bu olmaz. Böyle bir şey olamaz. Biz kendi ülkemizin topraklarını yabancı askerin postalına ezdirmeyiz." AK Parti'den de bir grup milletvekili, onlar da milli damarları güçlü olduğu için onlar da dediler ve Amerikan askerleri çekildi. Demek ki ülkenin bekası için, ülkenin tarihini bilen, Milli Kurtuluş Savaşı'nın hangi koşullarda yapıldığını bilen insanlar şöyle veya böyle parlamentoda ortak görüş oluşturabiliyorlar. Oluşturduk da nitekim. Belli konularda oluyor. Sigara yasağı, parlamentodan oybirliğiyle çıktı. Buna benzer şeylerin çoğu oybirliğiyle çıkar parlamentodan. Yani, iş ulusal çıkarlara gelince, ülkemizin çıkarlarına gelince böyledir. Milli Eğitim Bakanlığı asla siyasete konu olmamalı. Asla ve asla. Eğitim sistemi değişti. Dünya değişiyor, teknoloji değişiyor. Bunların çoğundan haberleri bile yok. Dünya nereye gidiyor, biz nereye gidiyoruz? Haberleri yok çoğunun. O açıdan ben ülkenin yönetiminde aklın egemen olmasını, ülkenin çıkarlarının her zaman öne alınmasını, devletin gerçekten de bir sosyal devlet olmasını, fakirin fukaranın yanında... Fakirlik edebiyatı yapıyoruz ya. Aslında niye yapıyoruz? İktidar fakiri bir köşeye attığı için onu sürekli onun hakkını, hukukunu dillendirmek istiyoruz. Odur. Başka ne olabilir? Keşke ülkede hiç kimse fakir olmasa, herkes varlıklı olsa, herkesin evi olsa, huzur içinde yaşasa. Bunlar olmuyor. Dolayısıyla aileler huzursuz. Çocuğunu okula gönderen anne huzursuz. Okullardaki şiddetten huzursuz. Bakıldığı zaman Türkiye bir yerlere doğru savruluyor. İyi yönetilmiyor Türkiye. Doğru dürüst yönetilmiyor. Bir devleti bir kişiye teslim edemezsiniz. Tek adam devleti yoktur. Ya Osmanlı'da bile yoktu. Osmanlı'da padişah vardı ama bir de sadrazam vardı. Yani, padişah "Ben istediğimi yaparım." diyemezdi. Çocuğunu boğdurmak için bile Şeyhülislam'dan fetva almak zorundaydı. E, şimdi biz öyle bir düzene geldik ki devleti bir kişiye teslim ettik. Olmaz, yürümez. Yürümez de nitekim. Yürümez de. Memlekette yolsuzluklar var. E, var, var. Yeni mi uyandınız siz yolsuzluklara? 25 senedir var. 25 sene. Yani İslami holdingler vardı. İnsanların inançlarını istismar ederek, inançlarını istismar ederek bir sürü mütedeyyin insanı dolandırdılar ya. Ne oldu bunlara? Hiçbirisine bir şey olmadı. Hiçbirisine bir şey olmadı yani.
Cem Özkeskin- Tam bu noktada siz bir arınma çağrısı yaptınız siyasete. CHP'nin içine yönelik o arınma çağrısı artık anlıyoruz ki çünkü Cumhur İttifakı tarafından da kullanılmaya başladı arınma kelimesi, kavramı. Anlaşılan o ki Türkiye'ye yayılıyor gibi bir durum var. Pratikte bu arınmanın Türkiye'ye yayılabilmesi mümkün mü? Siz grup toplantınızda "Arına arına iktidara." sloganlarına "Büyük ölçüde arındık." demiştiniz. Arınma CHP'de ne zaman biter?
Kemal Kılıçdaroğlu- Arınmayı CHP için söylemiştim. Bir partinin kurultayı parayla satın alınamaz. Bir daha altını çizeyim. Hangi parti olursa olsun, demokrasiye inanıyorsanız, insan haklarına inanıyorsanız bir partinin kurultayını parayla satın alamazsınız. Bunu bir tarafa koyalım. Arınma sadece siyaseten değil, ahlaki olarak da çok önemli bir kavram. Eğer siyasetçi kirlilikten arınmazsa ülkeyi kirlilikten arındıramazsınız. Sayın Erdoğan ne söyledi? Dedi ki "Efendim, işte anayasa değişikliği. Meclisin açılış konuşmasında bu anayasa doğru değil. Yeni bir anayasa yapalım ve yeni bir anayasayı da uzlaşma kültürü içinde gerçekleştirelim." falan. Ben çıkıp şunu söyledim ondan sonra: "Anayasa değişikliği olabilir. Biz de zaten şikâyet ediyoruz bu rejimden ve bu anayasa değişikliği, bu anayasadan. Ama önce siyasetin kirlilikten arınması lazım. Bunun için anayasadan daha önemli, altını çiziyorum, daha önemli siyasi ahlak kanunun gelmesi lazım." Siyasetçinin kirlilikten arınması lazım. Siyasetçi kirlilikten arınmazsa Türkiye'de sorunlar bitmez.
Şevval Şirin- Ne demek siyasi ahlak kanunu? Biraz açabilir misiniz onu?
Kemal Kılıçdaroğlu- Şöyle, şimdi neler oldu? Borsa en son o sıcak olaylar…
Şevval Şirin- Fon krizleri, fon sorunu…
Kemal Kılıçdaroğlu- Borsa soygunları. Kaç bürokrat görevden alındı? Kaç bürokrat istifa etti? Kaç bakan istifa etti? Bir bakan düşünün. Hazine ve Maliye Bakanı. Hazine ve Maliye Bakanı. Sermaye Piyasaları Kurulu Genel Kurulunda konuşma yapıyor. Diyor ki "Borsada manipülasyon olduğunu biliyoruz." Yani yolsuzluk olduğunu biliyoruz. Duyuyoruz değil, biliyoruz. İşittik değil, biliyoruz. Önlemlerini alacağız. Sonra Sermaye Piyasaları Kurulu topluyor. Yanlış hatırlamıyorsam ismi evet, bir kurulumuz var. Başbakanı var. Topluyor o kurulu ve Sermaye Piyasası Kurulu'na yazı yazılıyor önlemlerle ilgili. Sermaye Piyasası Kurulu 10 ay bakanı dinlemiyor. On ay. Dikkate bile almıyor. Niçin? Ve bakan hiçbir şey yapamıyor. Bilerek mi yapmadınız? Gücünüz mü yetmedi? Niye Sermaye Piyasası Kurulu başkanını görevden almadınız? Sen bakansın. Onurlu bir bakan istifa dilekçesini koyar, "Ben ayrılıyorum buradan." der. "Burada büyük vurgun var. Ben uyardım. Finans komitesini topladım. Sermaye Piyasası Kuruluna gereğini yap dedim. Gereğini yapmıyor. Ben buradan ayrılıyorum." der. Ben Mehmet Şimşek'in, yani şey olarak profil olarak ahlaklı bir insan olduğuna inanırım. Düzgün bir insan. Yani, bu kirli işlere bulaşan bir insan değil, benim gördüğüm kadarıyla. Ama bu olay dolayısıyla kendisinin daha fazla yıpranmaması açısından Mehmet Şimşek'in istifa etmesi lazım, ayrılması lazım. Ayrılmıyorsa olmaz. O zaman siz gördüğünüz hâlde göz yumdunuz anlamına gelir. Ya da sizin üstünüzde bir güç o olaya müdahale etmenizi engelledi. Olmaz. İstifa etmesi lazım. Ayrılması lazım. Hani derler ya bab-ı hükümetten ayrıldık. Bab-ı hükümetten ayrılması lazım. Şerefiyle ayrılması lazım. "Ben üzerime düşeni yaptım. Komiteyi topladım. Sermaye Piyasası Kurulu'nda ben manipülasyon olduğunu söyledim. Gereğini yaptım, topladım. Sermaye Piyasası Kuruluna gereğini yapın diye gönderdim. Onlar 10 ay geçti, gereğini yapmadı. Bu olay patladı. Ben bırakıyorum." Hatta ondan önce bırakması lazımdı. Bu olay niye patladı? O da başka bir şey. Yabancılar. Türkiye'deki sermaye piyasaları olayında ciddi şeyler var dendi orada da. Sorunlar var dendi ve uluslararası endeks sağlayıcıları Türkiye'yi uyardılar. Uyardıktan sonra bu olay çıktı. Olayın failleri. Herkes bu olayın faili. Bakın, herkesin haberi var. Bakanın haberi var mı? Bakanın haberi var. Sermaye Piyasası Kurulu'nun haberi var mı? Evet, haberi var. Bakan yazı göndermiş zaten oraya. Yabancıların haberi var mı? Evet, yabancıların haberi var. Diyorlar ki "Önlem almazsanız sizi ikinci lige indireceğiz, bir alt lige indireceğiz yani sizi." Borsa İstanbul'un haberi var mı? Evet, onların da haberi var. Finansal İstikrar Komitesi, onun haberi var mı? Finansal İstikrar Komitesini topluyor. Sermaye Piyasası Kuruluna önlem alın diye yazı yazıyor. Haberi var. Vurguncuların haberi var mı? Onların da haberi var. Kimin haberi yok? Gariban vatandaşların. Oraya para yatıranların bir kısmı. Tamamı değil, bir kısmı. Onların haberi yok. Onlar da daha fazla "Acaba buradan gelir elde eder miyiz?" diye o heyecanla gidip borsada kâğıt alıyorlar. Böyle bir tablonun karşısında devletin bürokrasiyle siyasetin aktörleri arasında iş birliği var yolsuzluk yapma konusunda. Bir daha ifade edeyim: Devletin bürokratlarıyla siyasetçiler arasında iş birliği var, halkı soyma konusunda. Halkı soyma. Bu bizim cumhuriyet tarihinde bir ilk. Devletin bürokratlarıyla siyasiler el ele verecek, hep beraber soygun yapacaklar. Hep beraber. Bereket versin, yabancılar uyardı da ondan sonra işler ortaya çıktı.
Erdinç Özyılmaz- Efendim, tabii fon tartışması, fon soruşturması çok geniş bir konu. İlerleyen dakikalarda onu da açacağız ama ben fon soruşturmasıyla ilgili bugün Cevdet Yılmaz'ın açıklaması oldu Sayın Müslüm Bey. Tasfiye sürecinde hazineden kaynak kullanılmayacağını açıkladı. Yatırım ödemelerinde de fonların kendi kaynaklarının esas alınacağını belirtti ve finans piyasalarında sistemik bir risk bulunmadığını belirtti. "Çok da hani abartmanıza gerek yok, bir risk yok." dedi. Bir de İzmir özelinde tepkiler ve protestolar da var. Bugün saat 19.00'da Cumhuriyet Meydanı'nda, örneğin, Yeni Parti'nin bir çağrısı oldu ama CHP'lileri de çağırdı. İzmir özelinde bakarsanız, çünkü sembolik bir önemi vardı, biliyorsunuz. Hem erken seçim çağrısında bulundunuz hem İzmir'deki bu yaşanan gelişmeler, CHP ve Yeni Parti'nin tekrar ortak hareket etmesi gibi durumlar da söz konusu olur mu acaba diye merak ediliyor.
Kemal Kılıçdaroğlu- Şimdi, birbiriyle ilgili olmayan iki konu. Hangisinden başlayayım diye düşündüm. Bir defa şöyle: Fonların tasfiyesinde kamu kaynağı kullanılmıyor oluşunu biz baştan beri talep ediyoruz. Yani buradaki yolsuzluk vatandaşın vergileriyle kapatılamaz. Dolayısıyla bu açıklamayı olumlu ama iyi niyetli bir açıklama olarak değerlendiriyorum. Çünkü ben bankacılık sistemindeki tasfiye sürecini çok iyi biliyorum. Karşılığında hazine kâğıtları verilmişti. Yani her ne kadar hazine cebinden çıkartıp nakit parayı vermese bile hazine borçlanmıştı. Orta vadede 20 yıl biz bunları tasfiye ile uğraştık. Bu fondaki krizin boyutu bir defa sistematiktir bu. Kesinlikle sistematik olmadığını söyleyemeyiz. Çünkü yabancı yatırımcılar da buna böyle bakıyor. Bunun aslında sistematik bir bozulma yarattığını piyasalardan net olarak görebiliriz. Bir piyasacı gözüyle baktığım zaman da bunu görüyorum. Bunu küçültmeyelim boş yere. İkincisi, bu fonlardaki miktarlar bu fonun vermiş olduğu zararları karşılamaya yetmeyecek. Bunu bugünden söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu biraz kamuoyunu yatıştırmaya dönük iyi niyetli bir açıklama. Umarım böyle olur ama böyle olmayacağını görüyorum ben bugünden. Dolayısıyla burada tasfiye için ya bir kamu kaynağı ya bir kamu kâğıdı, yani uzun süreli bir taahhüt bu işin içinde olacaktır. Başka türlü bunun tasfiyesi mümkün değildir. Bunu bugünden söyleyebilirim. Yani bu doğru değil.
Şimdi arkadaşlar, bizdeki ayrışma şöyle bir ayrışma: Ben aslında başından beri bunu böyle söyledim. Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılıp giden, başka bir partide, yeni partide yer alan arkadaşlarımızın hiçbiriyle ideolojik, politik bir ayrımımız yok. Şimdi arkadaşlarımızın programına bakıyorum, tüzüğüne bakıyorum, siyaset ediş biçimine bakıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi'nin altı okundan farklı bir siyasal çizgide değiller. Dolayısıyla ayrılma bir ideolojik ayrılma değil, ayrılma politik bir tavır ayrılığı da değil. Burada çok açık bir parti içi siyasal mücadelenin bizim aslında neden olmadığımız bir sebeple, neden olmadığımız bir sebeple ama bizim zorunlu olarak yönetmemiz gereken bir sürece tepki olarak ve bu tepkinin köpürtülmesiyle ayrılmış arkadaşlarımız var. Giden arkadaşlarımızla bir politik ayrım içinde değiliz. Özellikle tabanlarımız bir. Yani beş ay öncesine kadar Cumhuriyet Halk Partisi bayrağını sallayan İzmirli teyze... Şimdi o ne kadar Cumhuriyet Halk Partisi'nin siyasal düşüncesinin dışında pozisyon alabilir ki? Aynı duygular içindeyiz. Yani Cumhuriyet Halk Partili teyze ile Yeni Parti'ye gitmiş teyze şu anda aynı politik duygu içinde. Kime karşı? Cemil Tugay'ın bu tavrına karşı, AKP'ye karşı. Dolayısıyla tabanlar arasında bir ayrım, bir ayrışma yok. Zaten olmayacak, olmadı, olmayacak da. Bir müddet sonra bunu göreceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi tabanı kendi aslına rücu edecek bir müddet sonra. Bu bir siyasal üst yapısal bir tartışma olarak kalacak, bir kadro ayrışması olarak kalacak. Bir müddet sonra o kadrolardan da çözümler olacağını düşünüyoruz. Çok uzun bir vadede değil, kısa bir vadede. Dolayısıyla Cemil Tugay'ın duruşuna ilişkin, siyasal pozisyona ilişkin tabanların duyguları ortaktır. Dolayısıyla ortak eylem de yapabilirler, ayrı ayrı eylem de yapabilirler. Ama duygudaş olduğumuz tabanlardır bunlar. Sadece buradan söylüyorum, Yeni Parti'ye giden üyelerimiz açısından değil, İYİ Partililer açısından, oradaki AKP'ye muhalif kesimler açısından, sivil toplum açısından bunlar ortak duygularımızdır bizim AKP'ye karşı. Bu ortak duygular zaten bizi kısa süre sonra yeniden bir araya getirecek. Çok teşekkür ederim. Sağ olun.
Cem Özkeskin- Efendim, tarihimizde ilk kez yaşadığımız bir olay diyorsunuz. Bu kadar büyük bir vurgun. İşte siyasilerle bürokratlar el ele halkı soydular diyorsunuz.
Kemal Kılıçdaroğlu- Evet, o açıdan devlet krizi diyorum.
Cem Özkeskin- Şimdi bu ülkede toplumsal tepkilere baktığımız zaman çok daha küçük soygunlarda, işte İSKİ skandalı, Civan Gate, banker olaylarında bir sürü toplumsal eylem olduğunu gördük. Toplumdaki bu eylemsizlik sessizliğini neye bağlıyorsunuz? Biz bunları kanıksadık mı toplum olarak, vurgunları?
Kemal Kılıçdaroğlu- Toplumun büyük bir kısmı "Nasıl geçineceğim?" derdinde. Portakal üreticisinin derdini biliyor musunuz? Portakal var, satamıyor, dalda kaldı. Çiftçinin derdini bili- geçen yılın verilen fiyatların altında fiyat veriliyor. Ya, geçen yıldan bu yana fiyatlar ucuzladı mı? Ucuzlamadı. Herkes kendi derdinde. Herkes "Ne olacak?" derdinde. Gerçekten Türkiye çok sıkıntılı bir tabloyla karşı karşıya. Limon üreticisine sorun, bakın. Buğday üreticisine sorun, bakın. Arpa üreticisine sorun, bakın. Hayvancılığa sorun, bakın. Hepsi dertli. Fabrikalar kapanıyor. Fabrikalar. Fabrikanın kapanması ne demektir? Üretimin olmaması demektir ve o fabrikada çalışanların tamamının işsiz kalması demektir. İşsiz kalıyor bu insanlar. Herkes kendi derdine düşmüş. Büyük olaylar, büyük soygunlar var. Görülüyor her akşam televizyonlarda, şurada, burada. Ki Erdoğan da diyor zaten, "Hesap verecekler." diyor. Bakalım nasıl hesap verecekler? Biz de merak ediyoruz hesap nasıl sorulacak diye. Savcının iddianamesini bekliyoruz. Dava açılacak. Hangi çerçevede açılacak, onu bekliyoruz biz. Suç örgütü kapsamında açılmazsa o savcı onları koruyor demektir. Altını çiziyorum ki iddianameyi yazan savcı bizim düşüncelerimizi de dikkate alsın. Suç örgütü kapsamında dikkate alması lazım. Yoksa adi bir suçmuş gibi değil. Yani gidip evden, efendim, işte bir testi bilmem neyi çaldın değil bu. Kolektif bir şey bu. Birlikte, beraber soyuyorlar, vatandaşı soyuyorlar. Bu farklı bir şey. O açıdan değerlendirmek lazım. Eğer o çerçevede değerlendirilmezse kaçakçıları, vurguncuları ödüllendirmişsinizdir demektir. Paraları aldılar, bir de ödüllendirdiniz. Ufak bir cezayla herkes yerinde kalacak demektir. Olmaz. Olmaz yani.
Erdinç Özyılmaz- Efendim, grup konuşmanızda çok uzun bir bölümünü bu fon krizine de ayırdınız, detaylandırdınız. Önerileriniz vardı, onları zaten anlattınız. Fakat konuşmanız içerisinde "Acaba" dediniz, "bu AK Parti içinde Erdoğan sonrası bir hesaplaşma mı var? Acaba bütün bunlar bunun için mi oldu?" diye bir ifade kullandınız. Ne demek istediniz? Yani böyle bir duyum mu aldınız? Böyle bir-
Kemal Kılıçdaroğlu- Bu tartışılıyor. Ak Parti çevrelerinde tartışılıyor. Mesela bir Ak Partili milletvekili gazetelere ve televizyonlarda yaptığı açıklamada çok ağır suçlamalar yaptı bu olaya sebep olan ve Erdoğan'ın önlem alması gerektiğini, yumruğunu masaya vurması gerektiğini söyledi. Sonra aynı kişi X hesabından yaptığı bir paylaşımda sanki nedamet getirmiş gibi "Ya ben onu tam söylemek istemedim." dedi.
Erdinç Özyılmaz- Ak Parti Milletvekili Serkan Bayram.
Kemal Kılıçdaroğlu- Evet, evet, evet. Yani, dolayısıyla bu, şimdi bu parti içinde bir şeylerin olduğunu gösteriyor. Doğru, Erdoğan sonrası bir hesaplaşma var. Erdoğan'dan sonra kim olacak? O hesaplaşma var. Bakanlar var, başkanlar var. Erdoğan sonrasının hesabını yapıyorlar. Biz bunu biliyoruz. Bu medyada yok. Üstelik bunu biz söylemiyoruz yani. O dünyada yani Ak Parti dünyasındaki insanlar bunu söylüyor. Gazeteciler şu veya bu şekilde yazıyorlar, çiziyorlar, anlatıyorlar zaten bunu. Bu olay, bu olay... Bakan biliyor, ses çıkaran yok. Erdoğan'ın bundan haberi var mı? Sanmıyorum. Bu neden birdenbire geldi? Böyle büyük bir balon gibi patladı.
Erdinç Özyılmaz- Bilerek mi önlem alınmadı? Bu noktaya gelmesi istendi birileri tarafından.
Kemal Kılıçdaroğlu- Evet, biri- zaten bilerek, bilinerek önlem alınmadı. Ben az önce okudum. Bakanın haberi var mı? Var. Sermaye Piyasası Kurulunun haberi var mı? Var. Yabancıların, uluslararası endekslerin haberi var mı? Onların da haberi var. Borsa İstanbul'un haberi var mı? Onların da haberi var. Finansal İstikrar Komitesinin haberi var mı? Onların da haberi var. E, vurguncular zaten bütün bu işin içinde ve onların da haberi var. Belki haberi olmayan sadece Erdoğan'dı. Belki de. Bilmiyoruz. Bilmiyoruz yani. Bu kriz sıradan bir kriz değil, dediğim gibi. Siyasetçilerle devletin içine çöreklenmiş, siyasetçilerin koruması altında olan bürokratların işbirliğiyle gerçekleşen bir vurgun bu vurgun. İşin Türkçesi bu. Bu kadar açık. Zaten bunu böyle tanımlama şeyi değil yani. Ya böyle olağan bir tanımlamaymış gibi değil. Ya olağanüstü. Bildiğimiz gerçek bu. Bakan Sermaye Piyasası Kuruluna yazı yazıyor. Yani önlem alın diyor. Önlem almıyorsunuz. On ay, o iç- 10 ay içinde vurgun vuruluyor. Zaten 10 ay içinde ne oluyorsa oluyor yani.
Şevval Şirin- Peki, şimdi aslında Fatma Betül Sayan Kaya'nın ismini ilk Yeni Parti sözcüsü Zeynel Emre vermişti yanılmıyorsam. Daha sonrasında da Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in "Bizim elimizde bir liste var. Eğer siz açıklamazsanız biz açıklarız." minvalinde açıklamaları oldu. Nasıl değerlendiriyorsunuz bunu? Bir yandan şunu da konuştuk ya aslında, iktidarın içerisinde birtakım klikler mi var acaba diye. Şimdi konuşulanlardan bir tanesi de şu: İktidarın içerisindeki o kliklerden bazılarının muhalefete bazı bilgileri, bazı isimleri sızdırdığına dair bazı iddialar, kulisler var. Nasıl değerlendirirsiniz bunları? Ve elde bir isim varsa bunun açıklanmamasını da nasıl yorumlarsınız?
Kemal Kılıçdaroğlu- Şimdi, bu olayı sulandırmaya kimsenin hakkı yok. Bu olayı sulandırmaya kimsenin hakkı yok. Bu olay, dediğim gibi, devletteki bürokratlarla, siyasilerle işbirliği yapan bürokratlarla, o bürokratlarla işbirliği yapan siyasetçiler arasındaki bir olay. Bizim asıl odaklanmamız gereken yer burası. Eğer siz "O götürdü, bu götürdü..." E, zaten bunlar çıkacak bir gün ortaya. Yani yarın öbür gün bunlar çıkacak. Bugün çıkmasa yarın çıkacak. Herhâlde savcı getirecek o dosyaların tamamını. Yargının önüne onları koyacak. Biz bugün kişileri değil, bu vurgunu yapan siyasilerle bürokratlar arasındaki işbirliğini ve onun Türkiye'ye maliyetini tartışmak zorundayız. Sistemi tartışmak zorundayız. Eğer ahlaksızlığın kurumsallaştığı bir Türkiye ortaya çıkıyor burada, bu tabloda. Artık vuranın yanına kâr kalıyor algısı çıkıyor ortaya. Burada bizim siyasetçiler olarak, o nedenle ben mutlaka bir siyasi ahlak yasası çıkmalıdır diyorum. E, kamu bürokrat bürokrasisi göreve başlarken zaten yemin içiyor. Ama buraya getirilen üst makama kim getiriyor? Siyasiler onları getiriyor. O siyasilere karşı bürokrat minnet duyarsa, onun her dediğini yaparsa o bürokrat liyakati bir köşeye atmış demektir. Devlet Memurları Kanunu da memurların liyakat esasına göre yükselmelerini öngörür. Siz oraya liyakat esasına göre değil, torpille getiriyorsunuz adamı oraya. Neden? "Benim dediğimden çıkmayacaksınız, beraber vurgun vuracağız." diyorlar. O bürokratlar ne yaptı? Biz onu da bilmiyoruz. Onların yakınları ne yaptı, onları da bilmiyoruz. Bürokratlar bu işin içine girmez, adı duyulur çünkü. Ama onların yakınlarına bakmak lazım. Onların arkadaşlarına bakmak lazım. Ne yaptılar bu vurgunları? Onlar da mı pay sahibi oldu buradan? Neden göz yumdular? O bürokratlara kimler engel oldu? Çünkü Sermaye Piyasası Kurulu'nda çok değerli teknisyen, yani bürokrat arkadaşlar var. Liyakatli, konusunu çok iyi bilen arkadaşlar var. Ben bunu çok yakından biliyorum. Ben de Maliye Bakanlığında çalışırken Sermaye Piyasası Kurulu'na yeni alınan denetçilere gider ders verirdik biz devletin, maliyenin ne olduğuna dair. Şimdi o nitelikli arkadaşlar dururken üstte siyasetçilerle işbirliği yapan bürokratları getirirseniz- Aşağı sessiz kalır ya da habersiz kalır olaydan. Yukarıda bütün tezgah döner. Ondan sonra vatandaş soyulur. Devlet eliyle vatandaş soyuluyor. İlk, ilk kez devletin kurumları ilk kez vatandaşı soyuyorlar soyuyorlar, siyasetçilerle işbirliği yaparak.
Cem Özkeskin- Efendim, Fatma Betül Sayan Kaya'nın nezdinde konuşuluyor bu mesele ama diyelim ki soruşturma derinleşiyor ve içlerinden bir milletvekili, aktif milletvekili çıktı. Siz o aşamada dokunulmazlığının kaldırılmasına nasıl bakarsınız?
Kemal Kılıçdaroğlu- Elbette dokunulmazlığın kalkması lazım. Daha doğrusu şöyle, benim şahsi kanaatim yani. Kişinin siyaseten söylemleri dolayısıyla dokunulmazlığı olmalı, siyaseten. Ama yolsuzluk dolayısıyla dokunulmazlık olmaz. Kim yolsuzluk yaptıysa gidip hesabını veriyor. Ya, vatandaşı soyan adamın dokunulmazlığı mı olur? Hırsızın dokunulmazlığı mı olur? Olmaz. Varsa böyle birisi getirsinler meclise. Kimse, AK Parti milletvekilleri, ki onların da adları geçiyor, söyleniyor. Getirsinler meclise, dokunulmazlıklarını kaldırsınlar. O da suç örgütü içinde, çerçevesinde yargılansın. O da çünkü bu suç örgütünün bir parçası. Suç örgütünden herkesi yargılayacaksın. Milletvekilinin dokunulmazlığı var, o yargılanmayacak. Niçin yargılanmayacak? O da soygunun bir parçası. Soyanların bir parçası. Onun da yargılanması lazım.
Erdinç Özyılmaz- Tam bu noktada bir araştırma komisyonu önerisi geldi. Aslında bu öneriyi bu fon krizinin ortaya çıktığı ilk andan itibaren CHP gündeme getirdi. CHP Grup Başkanı Sayın Faik Öztrak’ın basın toplantıları var. Bu konuda önerileri var. Diğer partiler de, muhalefet partileri de bu yönde önerilerini dile getiriyorlar. Ancak Sayın Feti Yıldız, MHP Genel Başkan Yardımcısı 1 Ekim'deki meclis açılışında böyle bir araştırma komisyonuna "Gerek yok." demişti. Bugün de AK Parti Grup Başkanı Sayın Abdullah Güler'in bu yönde açıklaması oldu. "Gerek yok. Olay adli merciyle ilerliyor. Meclisin bu aşamada yapacağı herhangi bir şey yok." mealinde bir açıklamada bulundu. Ne dersiniz efendim?
Kemal Kılıçdaroğlu- Parlamento en azından olayın sorumlusu olan bürokratları çağırıp onların bilgisini almak durumundadır. Hadi siyasileri çağırmadı diyelim. Ama bu bürokratların çağırması lazım.
Erdinç Özyılmaz- Onlar gerekirse savcıya gidecek zaten deniliyor.
Kemal Kılıçdaroğlu- Gitsin ama olayın parlamento tarafından da bilinmesi lazım. Milletvekilleri tarafından da bilinmesi lazım. Milletvekilleri çıkıp kürsüde konuşurken en azından aldığı bilginin, yaptığı görüşmelerin, sorduğu soruların yanıtını bilmeli. O bilgilerin kendisini doyurup doyurmadığını bilmeli. O çerçevede bir araştırma komisyonu kurulabilir. Bir soruşturma komisyonu kurun demiyoruz ki. Araştırma komisyonu. Nedir? Uzmanlar çağrılır. Sermaye Piyasası Kurulu'ndan uzmanlar çağrılır. Borsa İstanbul'dan uzmanlar çağrılır. Evet, parlamentoda bir komisyon kurulur. O komisyona bilgi verilir. Nedir, ne değildir? Biz oraya gelin devletin sırlarını açıklayın demiyoruz. Arkadaşlarımız öyle bir teklifte de bulunmuyorlar yani. Olayın nasıl cereyan ettiğini ve olayda kaç kişinin zarar gördüğünü, o şey aralık dönemi var. O önemli bir 28 Ağustos'ta benim dillendirdiğim. 28 Ağustos'la 22 Eylül arasında fondan para çekilen çekenlerin kimler olduğunu milletvekillerinin bilmeye hakkı var. Niye bilmiyorlar? Bilsinler. Niye gizliyorlar? Milletvekillerinden neden korkuyorlar? Bir araştırma komisyonu. Komisyonda zaten AK Partililer çoğunlukta olacak. Dolayısıyla bütün ayrıntılar sorulabilir. İşin uzmanları gelebilir, işin uzmanları o çerçevede bilgi verebilir. Bunlar yapılabilir. Savcı soracak. Savcı nasıl soracak onu da takip edeceğiz. Yani savcı suç örgütü olarak iddianamesini hazırlamak ve sormak zorundadır. Suç örgütü. Yoksa olmaz. Yoksa olaya göz yumak anlamına gelir. Olaya göz yumak anlamına gelir.
Şevval Şirin- Efendim, aranın ardından yeniden karşınızdayız. Liderler Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun katılımıyla kaldığı yerden devam ediyor. Efendim, şimdi aslında siyaseti konuşuyoruz, yolsuzlukları konuşuyoruz. Siyasi ahlak yasası da dediniz. Çok önemli noktalara değindik ilk saat diliminde ama ikinci saatte diğer konulara geçmeden şundan bir söz edelim istiyorum. Arka arkaya hakikaten çok can yakan olaylar yaşıyoruz biz Türkiye'de. Soma maden faciası yaşandı bir kez daha. E, o büyük acılardan, o büyük kayıplardan sonra pek çok ihmal arka arkaya sıralandı zaten. Yine keza İstanbul Maltepe'de-
Kemal Kılıçdaroğlu- Maltepe…
Şevval Şirin- Arka arkaya ihmallerin olduğu, yani göz göre göre yine Soma'da beş madencimiz hayatını kaybetti. Maltepe'de beş vatandaşımız hayatını kaybetti.
Kemal Kılıçdaroğlu- Evet.
Şevval Şirin- Bir muhalefet partisinin genel başkanı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz bu hadiseleri?
Kemal Kılıçdaroğlu- Büyük depremin üzerinden yıllar geçti. Neden İstanbul'da bir önlem alınmadı? AK Parti iktidar, hani vatandaşın yanındaydı? 30 bin civarında tabutluk apartman var deniyor. 30 bin. Bu insanlar burada yaşıyorlar. Yarın ufak bir depremde bu binalar yıkılırsa sorumlusu kim olacak? Çevre ve Şehircilik Bakanlığı var. Depremin yaşandığı bir- yani deprem olduktan sonra önlem almak... alışkanlığı var bizim ülkemizde. Oysa deprem geliyor, önceden önlem alacaksınız. Deprem olduğu zaman da binalar yıkılmayacak. Yani Japonya'da deprem oluyor da insanlar ölüyor mu? Hayır. Üstelik daha şiddetli depremler oluyor. Ama bizde deprem oluyor, insanlar ölüyor. Ondan sonra hep beraber bu sorunu nasıl aşacağız diye, fazla değil, belli bir süre tartışıyoruz, sonra unutuyoruz. Çöken bina aslında iktidarın o binanın altında kaldığı anlamına gelir. İşin özeti odur. İşin özeti. Önlem alınması lazım. İstanbul'da, Zeytinburnu'nda, pek çok yerde, İstanbul'da devasa bir kent ve bu devasa kentin en azından konu sorunun çözülmesi lazımdı bugüne kadar. Tabii o hayatını kaybeden vatandaşlarımıza da Allah'tan rahmet diliyoruz. Maden faciasında, çöken binada. Yani önlem alınırsa en azından, hani şimdi geçenlerde bakan bir açıklama yaptı. "Sosyal konutlar yapacağız." vesaire falan filan diye. Yaparsa en azından bu tabutluk binalardaki insanlar oraya taşınabilirse ve kısa sürede bunlar yapılabilirse önemli bir adım atılmış olur.
Erdinç Özyılmaz- Efendim, grup konuşmanızda Türkiye'nin yeni bir iktidara ihtiyacı olduğunu söylediniz. Aynı gün sizden önce MHP grubunda Sayın Devlet Bahçeli bir konuşma yaptı. Önemli ifadeleri vardı, önemli çıkışı vardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın üçüncü kez adaylığı konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir kez daha aday olabilmesi için "Mecliste uygun zamanda ve azami mutabakatla seçimlerin yenilenmesi kararı alınmalıdır." ifadesini kullandı ve ayrıca seçimlerin de 2028 yılında yapılması gerektiğini ifade etti. Siz üçüncü kez adaylığı konusunda meclisin bir erken seçim kararı almasına nasıl bakarsınız?
Kemal Kılıçdaroğlu- E, anayasal engel var. İki kezden fazla kişi cumhurbaşkanı olamıyor. Anayasal engel var.
Erdinç Özyılmaz- Meclis kararı aldığında-
Kemal Kılıçdaroğlu- Meclis kararı anayasanın değişmesi lazım. Meclis kararı değil ki, anayasanın değişmesi lazım o konuda. Bence anayasa- şimdi bakınız, bir kişinin arzusuna göre anayasalar değişmez. Rahmetli İnönü'nün çok önemli, değerli bir sözü vardır. Der ki "Demokrasilerin en zayıf tarafı, iktidara gelenlerin hangi yasalarla iktidara geldilerse iktidardan düşmemek veya gitmemek için yasaları değiştirmesidir." Şimdi geliyorsunuz iktidara belli yasalarla. Sonra orada kalmak için, kendi ikbaliniz için veya partinizin ikbali için yasaları değiştiriyorsunuz. Kendinize kalıcı bir iktidar süreci yaşatıyorsunuz. Bunlar doğru değil. Hangi koşullarla geldiyseniz o koşullar geçerli olmalı. O koşullarla eğer halk sizi seçiyorsa alıp götürmeli. Değilse o zaman olmamalı. İki yıl süreyle cumhurbaşkanlığı diye anayasada açık hüküm var. E, süre doldu, bitti. Yani, uzun süre cumhurbaşkanlığı... Ne değişecek, ne olacak yani? Padişah bile de- bu kadar uzun süre... Kaç padişah kaldı Allah aşkına bu kadar ya? Böyle bir şey olmaz yani. Doğru değil, doğru değil yani.
Cem Özkeskin- Siz Erdoğan'sız bir seçim.
Kemal Kılıçdaroğlu- Şu, şu bir gerçek yalnız, onun altını özenle çizmek isterim. Bu anayasanın değişmesi lazım, bu anayasanın. İki, bu devlet yönetiminin de değişmesi lazım. Devlet bir kişiye teslim edilemez. Bir kişiye teslim edilen bir devlet yok dünyada. Öyle bir şey olmaz. Bir düşünün. Bakanlar var diyoruz. Bakanların istifa etme hakları bile yok. Ya dünyada böyle bir örnek yok yani. Böyle bir örnek yok. Parlamento, 600 milletvekili var. Ne yapıyor parlamento? Ne yapıyor? 600 milletvekiline boşuna para ödüyorsunuz yani. Kararlar yukarıda alınıyor, aşağıda onaylanıyor, mesele bitiyor. Olmaz. Parlamentoda milletvekillerinin özgür iradeleri yok. Bunu sadece Erdoğan'a bağlamak da yanlış. Bu biz buna darbe hukuku diyoruz. 12 Eylül'den bu yana Siyasi Partiler Yasası'nda ve diğer yasalarda o dönemin yöneticilerinin yaptığı yasaların değişmesi lazım, demokratikleşmesi lazım. Darbe hukukundan arınması lazım. Darbe hukukundan arınması olmaz. Şu anda darbe hukuku hâlâ var. Siyasi Partiler Yasası bunun en tipik örneğidir. O tarihte çıkmış, hâlâ aynı sistemle gidiyoruz. Olmaz, değişmesi lazım. Bunun için de gerçekten de hani bir partinin değil aslında, akil insanların, bu işe emek harcamış üniversite hocalarının, eski bürokratların, eski siyasilerin bir araya gelmesi, bir şeyler çözüm üretmeleri lazım. Ürettikleri çözümlerin de parlamentoda tartışılıp iktidar-muhalefet kavgası yapmadan, gerçek anlamda demokrasinin bu ülkede olması için oturup yasaları yeniden çıkarmaları, düzenlemeleri lazım. Bunları yapmaları gerekiyor. Yani artık önemli olan iktidara iyi yöne- iktidar olarak ülkeyi iyi yönetmek. Eğer ülkeyi iyi yönetiyorsanız zaten halk size oy verecektir. Ama sırf iktidarda kalmak için her seferinde yasaları değiştirirseniz, kendinize göre yasalar yaparsanız parlamentodaki gücünüze göre, bunlar doğru değil. Bunlar bir süre sonra ülkeyi çıkmaza sürüklüyor.
Cem Özkeskin- Siz Erdoğan'sız bir seçim mi bekliyorsunuz o zaman? Bir de bir cumhurbaşkanlığı adaylığı daha düşünür müsünüz gelecek seçimde?
Kemal Kılıçdaroğlu- Benim için mi?
Cem Özkeskin- Evet.
Kemal Kılıçdaroğlu- Hayır, düşünmüyorum. Düşünmüyorum. Yani, halbuki bu tür tartışmaları ben çok yersiz buluyorum. Yani, bu tür tartışmalar aslında en çok iktidarın işine geliyor. Ya vatandaşın bu kadar derdi varken biz daha ileride yapılacak bir seçimin tartışmalarını yapıyoruz. Siyaset kurumu bunları eğer tartışacaksa seçim sürecine girerken oturup tartışsın. Şimdi vatandaşın dünya kadar derdi var. İşsizlik var, gençler iş bulamıyor. Düşünün, üniversiteyi bitirmiş milyonlarca genç. Ev genci diyoruz. Evde kalıyorlar bunlar. İş bulamıyorlar bunlar. Yurt dışına gidiyorlar, çıkışı orada arıyorlar. "Acaba ben gidersem orada iş bulabilir miyim?" Orada üniversite mezunu, orada gidip garsonluk yapıyor ve daha hayatından daha memnun. Türkiye bunları düşünmeli. Siyaset kurumu bunları düşünmeli. Biz kalkıyoruz, bunları hiç tartışma konusu bile yapmıyoruz. Kalkıyoruz, "Efendim, cumhurbaşkanı kim olacak?" Ya kim olursa olsun. Bu dertler böyleyken çözülmeyecek ki bunlar. Siz yetkilerin, yetkilerin, cumhurbaşkanı dahil, başbakan eğer varsa cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar vesaire, yetkileri dengeli dağıtmak zorundasınız ve bir iç denetimin, kolektif denetimin de olması lazım. Denetimsiz bir dünya yoktur. Denetimsiz bir dünya yoktur. Denetimsiz bir demokrasi de yoktur. Her şeyin bir denetimi var. Bizim mahkemelerin, Anayasa Mahkemesinin verdiği kararı kim denetliyor? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, değil mi? "Sen yanlış karar verdin." Hepimiz uyuyoruz. Anayasa Mahkemesi denetlerken parlamentonun çıkardığı yasayı değiştiriyoruz. Dolayısıyla siyaset kurumunun da bürokraside yer alan, yargıda yer alan o hiyerarşinin siyaset kurumunda da farklı bir şekilde olması lazım. Ahlaki zeminde olması lazım. Siyasetçi illa "Ben yerimde kalacağım ve asla gitmeyeceğim." Bu doğru değil, doğru değil. Ve "Kendime göre de özel yasalar çıkaracağım anayasayı da değiştirerek." O doğru değil.
Cem Özkeskin- Seçimsiz bunları düzeltebilmek mümkün mü efendim? Mesela iktidar değişmeden bir, işte, siz mesela iktidar olmadan bahsettiğiniz şeyleri yapabilmeniz mümkün mü?
Kemal Kılıçdaroğlu- Ülkesini seven insanlar, ister iktidarda ister muhalefette olsunlar, eğer demokrasiyi savunuyorsa, insan haklarını savunuyorsa, var olan aksaklıkları giderme konusunda ortak hareket ederler. Çünkü ülke sadece bizim değil, sadece onların da değil, hepimizin ülkesi. Ve bu ülkede hepimiz huzur içinde yaşamak istiyoruz. Bugün gelinen noktaya bakın. İmam Hatip'te okuyan kız öğrencinin yaptığı bıçaklamaya bakın. Bir çocuk hayatını kaybetti. Okullardaki şiddete bakın. Nasıl oluyor bunlar? Nasıl oluyor bunlar? Bakın, adi suçlarda patlama var. Nasıl oluyor bunlar? İnsanlar aç. Gerçekten insanlar aç. İnsanlar gelecek endişesi taşıyorlar. "Üniversiteden mezun olacağım." İyi de ne olacaksınız? Mezun oldunuz, ne olacaksınız? Nerede iş bulacaksınız? Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'nin temel sorunlarına çözüm üreten tek partidir, bakın. Kamuya eleman alımında KPSS işini kim getirdi? KPSS'de kazananlar belli bir şey, kamuya alınacak diye. Rahmetli Ecevit getirdi. "Torpili bitireceğim." dedi. Geldiler bunlar, listeyi uzattılar. Daha fazla kişi getirip oradan seçiyorlar. Olmaz, olmaz. Doğru değil bu. Kişinin hakkını yiyorsunuz ya. Başarılı bir kişinin hakkını yiyorsunuz. Torpille bir başkasını alıyorsunuz. Bunlar doğru değil. Olmaması gerekir bunların. Devlet yönetiminde olmaz. Siyasetçi buna çanak tutamaz yani. Çanak tutamaz, tutmamalı daha doğrusu.
Şevval Şirin- Şimdi Türkiye yavaş yavaş seçim sattı hâline doğru ilerliyor.
Kemal Kılıçdaroğlu- Evet.
Şevval Şirin- Ve 50+1 sistemi var. Şu anda Türkiye'de hiçbir parti tek başına 50+1'i alamıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu- Evet.
Şevval Şirin- Bu sistemde bütün partileri ittifaka zorluyor.
Kemal Kılıçdaroğlu- Evet.
Şevval Şirin- Siz de yaklaşık bir ay önce verdiğiniz bir röportajda Özgür Özel'in kurduğu yeni partiyle işbirliğe açık olduğunuzu ifade ettiniz. Şunu merak ediyorum, bu söyleminizden sonra Özgür Özel'le hiç temas kuruldu mu?
Kemal Kılıçdaroğlu- Yok, hayır.
Şevval Şirin- Eğer kurulmadıysa da ilk adımı siz atmayı düşünür müsünüz ilerleyen süreçte?
Kemal Kılıçdaroğlu- Şimdi bakınız, Cumhurbaşkanlığı seçimi olduğu zaman, sizin de söylediğiniz gibi 50+1'i almak lazım. İttifakların önünü açan ve ittifakları gerçekleştiren ilk parti Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Ve Cumhuriyet Halk Partisi, birbirleriyle asla yan yana gelemez denen partilerle bir araya geldi. Niçin geldik? Ülkenin içinde bulunduğu çıkmazı gördük ve Türkiye'nin buradan çıkması gerektiğini söyledik. Oturduk hep beraber. Kurmaylar uzun süre aylarca çalıştılar. Ortaya bir metin çıktı, "Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem" diye bir metin çıktı. Ülkenin sorunları nasıl çözülecek diye, vaatlerimiz ne olacak diye bir metin de çıkardık. Yüzde 48,5 civarında bir oy aldık. Ha, seçilemedik, doğru, seçilemedik. Ha ama hayatın sonu değil bu. Dünyanın sonu da değil. Ama önemli bir yere geldik. Bizim ittifakımızdan sonra Erdoğan da ittifak yapmak zorunda kaldı. Çünkü o da tek başına seçilemiyordu. Şimdi önümüzdeki süreçte yine 50+1 gelecektir. Doğal olarak ittifaklar olacak. Yani "İttifak yapmıyoruz." demek Erdoğan'a "Sen yeniden seçil." demektir, değil mi? Bunu yap- eğer böyle düşünüyorsanız, "Ben ittifak yapmayacağım." diyorsanız, e, gidin AK Parti'ye destek verin yani o zaman. Zaten seçiliyor. Çünkü o ittifakı bozmadı Erdoğan. O ittifak aynen orada duruyor. Bu taraftaki ittifak bozuldu. Niye bozuldu? Hangi gerekçeyle bozuldu? Niye bozuluyor? CHP niye ikiye bölünüyor? Hangi gerekçeyle ikiye bölünüyor?
Şevval Şirin- Niye ikiye bölündü sizce? Mutlak mutlak kararından dolayı mı yoksa yeni bir parti kurulduğu için mi ikiye bölündü? Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu- Hayır, niye yeni bir parti kuruluyor? Hangi gerekçeyle kuruluyor? Bana birisi akıllı, mantıklı bir şey söylesin. Özgür Bey ne diyordu? Sandığı koyalım, seçmenin %90'ı, daha doğrusu partililerimizin %90'ı bana oy verir. E, %90 oy veriyorsa o zaman niye ayrılıyoruz? Hangi gerekçeyle ayrılıyoruz? Gerek yok ki buna. Ha, sosyal demokrasi değil de biz başka bir felsefeden yola çıkacağız diyorlarsa ona bir şey diyemem. Yani bir ideolojik ayrılık olursa bir şey diyemem ona tabii.
Şevval Şirin- Yeniden bir araya gelelim der misiniz?
Kemal Kılıçdaroğlu- Elbette, elbette.
Şevval Şirin- Bu bir çağrı mıdır?
Kemal Kılıçdaroğlu- Ama, ama canım, kirli olanları asla kabul etmeyiz. Altını özenle çiziyorum. Adı yolsuzluğa bulaşanları asla kabul etmeyiz. Orada çok sayıda nitelikli Türkiye'yi bilen, Türkiye'yi seven çok sayıda arkadaşımız var. Evet, onların başımızın üstünde yeri var. Herhangi bir şey değil. Bu sadece orada değil, yani pek çok alanda üniversitelerde, şurada, burada beraber çalıştığımız, birlikte düşünceler ürettiğimiz, tartıştığımız arkadaşlar var. Ama ar- hem arınmadan söz edeceksiniz hem kirli olanlarla yan yana olacaksınız. Bunu kabul etmeyiz. Bu doğru değil.
Erdinç Özyılmaz- Tam bu noktada yeni partiden CHP'ye geçmek isteyen, daha doğrusu CHP'ye gelmek isteyen, ayrılıp tekrar geri dönmek isteyen milletvekilleri olduğu söyleniyor. Kimi 12 dedi, kimi dokuz dedi. Size böyle bir istek ulaştı mı? Sizin kurmaylarınızla iletişim kurulduğu söyleniyor.
Kemal Kılıçdaroğlu- Ben o konulara hiç girmek istemem. Yani ben hiç kimseyle de görüşmedim. Yani, hani "Gel ya gelme." vesaire yok. O konularla ilgili hiç kimse- ben ülkenin sorunları ya, dünya kadar sorunu var gerçekten bu ülkenin. Bu ülkenin sorunlarıyla ilgileniyorum. Bu ülkenin sorunları nasıl çözülür, onlarla ilgileniyorum. Bir sürü komisyonlar kurduk. Ekonomi de nereye gidecek ve bu sorunlar ekonomide nasıl aşılacak? Hukuk tam bir felaket içinde. Orası nasıl düzelecek? Haksız tutuklamalar var, gözaltına almalar var. Onlarla ilgili oturuyoruz, hukukçularla konuşuyoruz. Onla ilgili nasıl bir düşünce üretelim? Bunlarla ilgileniyoruz. Yoksa AK Partisi'nden ya da giden arkadaşlardan geri dönenler... Böyle bir özel çabamız yok yani. Onun altını özenle çizmek isterim.
Erdinç Özyılmaz- Hatta sizin bir takvim belirlediniz. Yeni partinin…
Kemal Kılıçdaroğlu- Hayır, hayır.
Erdinç Özyılmaz- Kongresini bir bekleyin, ondan sonra süreç başlanır-
Kemal Kılıçdaroğlu- Hayır, hayır. Herhangi bir takvim, herhangi bir şey söz konusu değil. İşte kurultayımızı yapacağız. Gerçekten de örgütümüzün istediği şekilde gerçekleştireceğiz. Tüzüğümüzü değiştireceğiz. Ön seçimi zorunlu hâle getireceğiz. Bunların hepsini yapacağız, yani yapacağız. Yani gerçek anlamda bu ülkeye demokrasiyi getiren parti Cumhuriyet Halk Partisi. Kabul etmek lazım. Demokrasiyi her koşulda savunan parti yine Cumhuriyet Halk Partisi. Çünkü demokrasi kadar güzel bir şey yok. İnsanların kendi düşüncelerini özgürce açıklayabildikleri bir ortam, hepimizin ihtiyaç duyduğu bir ortam. Dolayısıyla biz gerçek anlamda Cumhuriyet Halk Partisi kuruluşundaki kodlara, ahlaki kodlara dönmek zorunda. Onun için dedim, kirliye bulaşanlarla bizim bir işimiz yok. Ama ahlaki kodları, bizim ahlaki kodlarımızı beğeniyorsa, gelmek istiyorsa herkesin başımızın üstünde yeri var. Yani illa oradan değil, yani başka partilerden de gelip bize katılanlar var. Geliyorlar. Tabii biz "Siz gelmeyin, bize oy vermeyin, bize destek vermeyin." diyemeyiz. Gelirler, bakarız, ederiz. Ondan sonra da partimize kayıtlarını yaparız. Orada bir sorunumuz yok yani.
Şevval Şirin- Kurultayı yapacağız dediniz. Kurultayda yeniden aday olacak mısınız genel başkanlığa?
Kemal Kılıçdaroğlu- Şimdi bu soruyu da çok şey gereksiz buluyorum. Şunun için: Ya, ben bu halka söz verdim. Ya, "Bu partiyi güvenli limana getirdikten sonra bırakacağım." dedim. Bu partiyi güvenli limana getirmek zorundayım.
Cem Özkeskin- Güvenli liman neresi efendim?
Kemal Kılıçdaroğlu- Efendim?
Cem Özkeskin- Güvenli liman neresi? Nasıl tarif ediyorsunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu- Güvenli liman, ahlaki kodlarının, ahlaki kodlarının güçlendiği, partinin tüzüğünün değiştiği, ön seçimin zorunlu hâle geldiği bir süreç. Bu süreci yapacağım ve bu süreci gerçekleştireceğim. Ondan sonra da tabii ki duracağız. Yani ne yapacağız? Yani gidip kazık çakacak hâlimiz yok.
Cem Özkeskin- Efendim, kontrollü medya diye bir şey soruyorum.
Kemal Kılıçdaroğlu- Çünkü CHP sıradan bir parti değil. Cumhuriyet Halk Partisi devlet kuran bir partidir. Ahlaki temelleri güçlü olan bir partidir. Çok partili düzende de devlete yön veren bir partidir. İlk önemli kuruluşları dillendiren bir partidir. Anayasa Mahkemesi kurulsun diyen, ilk Anayasa Mahkemesi kurulsun diyen partidir Cumhuriyet Halk Partisi. Dış politikada milli değerleri koruyan bir partidir. Milli eğitimin milli olmasını savunan bir partidir. Ecevit'in sadece kısa dönem başbakanlığı döneminde bile Kıbrıs'a gitmesi, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni kurması, onun ne kadar değerli olduğunu, o hareketin ne kadar değerli olduğunu şimdi çok daha iyi biliyoruz. Neden? Doğu Akdeniz'deki karbon yatakları üzerinde artık söz sahibiyiz. Ecevit'i sıradan bir başbakan olarak görmemek gerekiyor. Amerika'nın ambargosuna direnen bir bir başbakandır. Kaç başbakan Amerika'nın ambargosuna direndi? Afyon yasağı getirdi. Askerin palaskasından tutun silahına kadar her şey dışarıdan geliyordu. Savunma sanayi ne zaman başladı? Ecevit döneminde başladı. Şirketlerin kurulması, savunma sanayide önemli adımların atıl- Uçak benzini alamadık ya. Uçak benzini. Kaddafi verdi bize o dönem. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi, ahlaki değerleri yüksek, gerçek anlamda yurtseverlerin, vatanseverlerin olduğu, vatandaşlar arasında ayrımcılık yapmadığı bir partidir. Sıradan bir parti değildir. Uzun yıllardır ana muhalefet partisi olarak görev yapmıştır ve herkes şunu düşünür: Yani iktidar- başka bir parti vardır iktidarda ama bir şey söylediği zaman herkes merak eder. Bakalım CHP ne diyecek? Cumhuriyet Halk Partisi ne söyleyecek? E, Cumhuriyet Halk Partililer de bir olayı hemen akıllarına ilk geldiği gibi söylemezler. Otururlar, kendi aralarında tartışırlar, konuşurlar. Ciddi bir entelektüel birikimi vardır Cumhuriyet Halk Partisinin. Tarihinde de aynı şekilde ciddi bir entelektüel birikimi vardır. Öyle bakmak lazım. Devleti kuranların kurduğu bir partidir burası. Sıradan bir parti değil. Ülkesini seven, ülkesine hizmet eden, çıkar peşinde koşmayan, sade vatandaşından sanayicisine kadar herkesin başarılı olmasını isteyen, savunma sanayinde önemli hamleler yapılmasını isteyen, Türkiye'de özellikle teknolojide ciddi gelişmeler olmasını savunan bir partiyiz biz. Eğer bunları zaten savunmazsanız olmaz. Değişen dünya koşullarını çok iyi yakalamamız lazım. Dünya değişiyor, hızla dünya değişiyor. Artık bildiğimiz dünya yeni bir dünya değil, şey, eski bir dünya değil, yeni bir dünya düzeni var. O yeni dünya düzeni içerisinde Türkiye'nin son dönemde yaptığı hamleleri küçümsemek asla şey değil, doğru değil. Yani Suriye olayında Türkiye'nin aktif olması, Kürt sorununu çözmesi ve bu sorunun çözümüne Cumhuriyet Halk Partisi katkı verdi. İlk bu sorunun çözümünü dile getiren 1980'lerde Cumhuriyet Halk Partisi. Bizi dinleselerdir bu kadar insan belki hayatını kaybetmeyecekti. Bizi dinlemediler. Yine bu sorun gündeme geldiğinde ilk dillendiren, "Ya, arkadaşlar, bu sorunun çözüm adresi Türkiye Büyük Millet Meclisidir." diyen Cumhuriyet Halk Partisi. Bizi dinlemediler. "Hayır, biz başka türlü çözeceğiz." Çözemediler. Yıllar kaybedildi, insanlar hayatlarını kaybetti. Sonunda ne oldu? Buyurun, getirdiler meclise. Yani biz entelektüel birikimimizle, bilim insanlarıyla zaman zaman bir araya gelerek, iş dünyasının saygın insanlarıyla zaman zaman bir araya gelerek ülkenin sorunlarını oturur, konuşur, tartışırız, çözümleri üretiriz. Mesela bizim Dış Politika Danışma Kurulumuz var. Her cuma günü toplanır ve bunlar kamuoyuna açıklama yaparlar. Hiçbir partide olmayan şey bizde var. Ekonomi kurulumuz var. Gelişmeleri izliyoruz. Borsa olayını izliyoruz. Hakkâri'deki olayı da izliyoruz. Fındık üreticisinin olayını da izliyoruz. Narenciye üreticisinin sorunlarını da izliyoruz. Günlük biz izliyoruz biz bunları. Nedir, ne değildir? Oradaki aktörlerimiz, il başkanlarımız, ilçe başkanlarımız, milletvekillerimizi alana gönderiyoruz. Onlar dinliyorlar. Biz ne yapıyoruz? Vatandaşın sesini dinliyoruz. Çözecek olan kim? İktidar. Çözmüyorsa zorluyoruz, "Bunu çöz." diye. Ne oldu? Emekliye iki maaş. Nasıl oldu? Israr ettik. Söyledik, söyledik, yaptılar. Taşeron işçiler vardı. Düşünün, işçi taşeron sendikası bile yok. Ne oldu? Kadroya aldılar. Biz söyledik, ısrar ettik, onu aldık. Çünkü Türkiye'nin temel sorunlarını biz daha iyi biliriz ve temel sorunların çözülmesi için elimizden gelen bütün çabayı gösteririz. Aynı şekilde bugün Türkiye'nin temel pek çok sorunu var ve çözülmesi lazım. Çözülmesi lazım. Bakın, çıraklık ve staj mağdurları var. Hiçbir siyasi parti görmez bunları. Ama ben bunları görürüm. Bunlarla oturduk, konuştuk. Önümüzdeki günlerde bunların sorunlarını Parlamento'da dile getireceğiz. Evlere temizliğe giden kadınlar, işyerlerine temizliğe giden kadınlar. Bu kadınların sorunlarını dinleyen bir siyasi parti duydunuz mu siz? Sadece Cumhuriyet Halk Partisi. Bunlar kendilerini kimsesiz ve siyasetin kendilerini dışladığı bir alan olarak görüyorlardı. Bu kadınlarla bir araya geldim ve bu kadınlara ben dertlerini dinledim. Neler yapılması gerektiğini dinledim. Evlerde doğru dürüst hiçbi- risinin sigortası yok bunların. Hiçbirisinin yok. Biz ama ne diyoruz? Bunların sigortası, bunların bir gelecek güvencesinin olması lazım. Bunlar bizim ülkemizin vatandaşları. Eğer siz bunlara bir gelecek vaat edemezseniz, güvenli bir gelecek, devlet olarak görevinizi yapmıyorsunuz demektir. Bu kadınlara "Ben sizi," dedim, "bir yere götüreceğim." dedim. "Erkeklerin size servis ettiği, servis yaptığı bir yemek size ısmarlayacağım." dedim. Gerçekten de hayatı boyunca bir lokantaya gidip yemek yiyemiyor bunlar aileleriyle beraber. Gelirleri çok düşük. Ama siz o dünyayı onlara göstermek zorundasınız ve o dünyada bunların haklarının olduğunu onlara hissettirmek zorundasınız. Sosyal devlet budur. Sosyal devlet başka nasıl olacak? Bunların yanında olacaksınız. Mevsimlik işçiler. Mevsimlik işçileri gidip ziyaret eden, onların sorunlarını dinleyen, çocuklarının iyi, iyi bir eğitim almasını isteyen yine Cumhuriyet Halk Partisi'ydi. Biziz. Adımız üstünde, Halk Partisi, halkın partisiyiz. Eğer siz bunlara gitmeyip de lüks yerlerde, lokantalarda, rakı sofralarında zaman geçirirseniz bu Halk Partisi değildir, Cumhuriyet Halk Partisi değildir. Halkın partisi olacaksınız. Onun yanında olacaksınız. Yarın Şırnak'a gideceğim. Şırnak'ta köylülerle buluşacağım.
Cem Özkeskin- Gökyüzü sofrası değil mi efendim?
Kemal Kılıçdaroğlu- Evet. Gökyüzü. Gideceğim oraya. Sonra Cizre'ye gideceğim. Cizre'de Ticaret Sanayi Odası'yla konuşacağım. Toplumun her kesimine dokunmak ve her kesimin sorunlarını öğrenmek ama sorunu öğrenmek yetmiyor. Çözüm de üretmek zorundasınız. Çözüm üretmezseniz olmaz. Mesela ne diyorlar? "Efendim, işte, tarımda çalışan gençler tarımı bırakıyor." Niye bırakıyor? Siz sosyal devlet olarak derseniz ki "Tarımda çalışan gençlerin ve kadınların çalıştıkları sürece sosyal güvenlik primlerini devlet olarak ben ödeyeceğim." derseniz orada çalışır. Geliyor kente, asgari ücretle çalışıyor ve sigortasız çalışıyor. Ama sosyal devlet ne diyecek? "Sen tarımda çalış, üret. Senin sosyal güvenlik primini ben ödeyeceğim. Yeri zamanı gelince de emekli olacaksın ve alın teriyle alacağın emekli aylığını hak edeceksin." Sosyal devlet budur. Kimsenin çözemediği sorunları biz çözeriz. Kimsenin dile getirmediği sorunları biz dile getiririz. Çünkü biz Cumhuriyet Halk Partisi, halkın partisiyiz. Halkın sorunlarını çözmek için zaten mücadele ediyoruz. Bunu yapmadığınız takdirde olmaz. O nedenle biz devlete yön veren partiyiz diyoruz. Sorunları saptayan ve o sorunlara sağlıklı çözümler üreten bir partiyiz. Kürt sorunun çözümünde az önce söyledim. "Bu sorunun çözüm adres meclistir." dediğimde "Vay, nasıl söylersin?" İki sayfalık bir mektup hazırladım. Erdoğan'ı ziyarete gittim onların genel merkezinde. Sorunun çözüm adresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu söyledim. Mektubu kendilerine verdim. Düşünün, ne kadar iyi niyetlerle gidiyoruz ve bu sorunun çözümü için ama dinlemediler. Şimdi doğrusunu mu yapıyorlar? Evet, yapıyorlar. Ayrıca bu sorun çözümü bir iktidar çözü- sorunun çözümü bir devlet projesi artık. Yani iktidarın yaptığı bir şey değil bu. Devletin külliyen bütün kurumlarıyla çözmek istediği bir sorun bu. Çünkü Türkiye o coğrafyada büyümek zorundadır. Suriye'de, Irak'ta, Libya'da. Ben "Osmanlı coğrafyası" dediğim zaman kıyamet koptu. "Vay, nasıl Osmanlı coğrafyası dersin?" Artık yeni dünya düzeninde sizin söz sahibi olmanız için büyük bir ülke olmanız lazım. Sözünüzün geçmesi lazım. Irak'ta da geçecek, efendim, Libya'da da geçecek, Suriye'de de geçecek, Suudi Arabistan'da da geçecek. Osmanlı coğrafyası biz gidip işgal edelim değil, kültürel olarak birlikteliğimiz var. Tarihsel olarak birlikteliğimiz var. Bizim iş adamlarımız gitmeli oraya, fabrikalar kurmalı. Bakın, ben "Suriyeliler Suriye'ye gönderilmeli." derken ama arkasından bir cümle daha kuruyordum. "Orada Türk iş insanları yatırım yapsınlar ve devlet o yatırımlardan elde edilen gelirleri beş yıl süreyle vergiden muaf tutsun." Giden Suriyeliler ne olacak? Fabrikada iş hazır, çalışacaklar. Bizim iş insanlarımız orada. Yine söylüyorum, dizi filmlerimiz en çok dünyada satılıyor, değil mi? Seviniyoruz hepimiz dizi filmler çok satılıyor diye. Türkiye dizi filmlerinin bir kısmını Özbekistan'da çekebilir, Şam'da çekebilir, Bağdat'ta çekebilir, Libya'da çekebilir. Niye çekmiyoruz? Ama yurt dışında dizi filmlerin bir bölümü çekiliyorsa onun finansmanını Kültür Bakanlığı yapmalı. Bizim dünyaya bakışımız bu. Küçülür ve yerinizde kalırsanız, büyümezseniz ekonomik olarak yok olursunuz. Yok olursunuz. Yeni bir dünya düzeni çıktı artık. Trump niye bu kadar bağırıyor? Niye "Hürmüz'ü kontrol edeyim." diyor? Eğer siz bu coğrafyada egemen güç olmazsanız, söz sahibi olmazsanız, sizi dinlemezlerse olmaz. İçinize hapsolur ve kalırsınız. Türk Cumhuriyetler, iş adamlarımız gitmeli, yatırım yapmalı. Bakın, Erdoğan'ın yaptığı çok güzel işlerden birisi. Ortak alfabe yaptı, imzaladılar. Türk cumhuriyetlerindeki bütün başkanlar ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı imzaladı. Ortak alfabe. Bu ne demek? İleride ortak dil demek, ortak alfabe demek, ortak kültür demek. Bu çok önemli hamleler bunlar. Bizim, bizim iç dünyamızın artık Türkiye değil, pek çok bölgede yatırım yapması lazım. O zaman kültürel olarak biz o bölgelere gideriz, yatırımı- onlar gelirler. E, Suriyeliler geldi buraya. Şimdi kendi ülkelerine dönüyorlar. Bizim, bizim ekonomik olarak, kültürel olarak yeni dünya düzeni içerisinde bir bölgesel güç olmak zorundayız. Coğrafya bize bu imkânı veriyor. Neden? Süveyş Kanalı var mı? Var. Bize yakın. Boğazlar var mı? Bize yakın. Akdeniz'de egemen miyiz? En azından Doğu Akdeniz'de. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne evet. O zaman Türkiye buralarda, Türkiye buralarda gerçek gücünü gösterebilmeli. Doğu Akdeniz'deki karbon yatakları üzerinde benim de hakkım var diyebilmeli. Filistin davasına sahip- evet, sonuna kadar sahip çıkacağız. Filistin'e gidip Filistinlilerin haklarını savunmak için ilk gidenler solcu gençlerdir. İlk gidenler. Onların mezarları hâlâ Filistin topraklarındadır. Dolayısıyla Filistin davasını öteden beri savunan, öteden beri hiç kimsenin savunmadığı, bilmediği bir ortamda bile savunan Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Öyle bakmak lazım. Biz devletimizin çıkarlarını önceleriz. Neden? Halk daha da zenginleşecek. Kendi kültürümüz her tarafta olacak. O kültürümüzün getirdiği avantajlardan yararlanacağız ve dolayısıyla dünyada söz sahibi olan bir ülke olmamız lazım. Türk cumhuriyetlerine yatırım yaptığımız zaman, ortak dili geliştirdiğimiz zaman ne olacak? Herkes kazanacak. Herkesin kazandığı bir ortamı yaratmak zorundayız. O nedenle ben Osmanlı coğrafyasında Türkiye güçlü olmalı derken kıyamet koptu. "Vay, sen nasıl Osmanlı coğrafyası dersin?" Sen Türkiye'yi kendi sınırları içine hapsedemezsin. Dünya değişti artık. Artık açıyorsunuz telefonu, Çin'le konuşuyorsunuz. Açıyorsunuz Amerika'yla, Venezuela'yla, Papua Yeni Gine'yle konuşuyorsun. Teknolojide olağanüstü düşündüğümüzden çok daha hızlı değişimler oluyor. Teknolojideki değişimin farkında olmazsanız olamazsınız, büyüyemezsiniz, gelişemezsiniz. Bakın, iki Alman vatandaşı, Türkiye kökenli, Covid-19 aşısını buldu, değil mi? Alman ekonomisine katkısı 40 milyar dolar. İki kişinin 40 milyar dolar. Bizde olsaydı ne olur? Biz kazanacaktık. O açıdan üniversitelerdeki yapının değişmesi lazım. Eğitim, artık eğitimi, normal eğitimi çocuk da okullara- okulda çocuklara veremezsin. Yani şu, aa, şöyledir, böyle. Ya çocuk onu yapay zekâyla öğreniyor. Çocuklara artık siz nitelikli soru sormasını öğreteceksiniz. Nitelikli soru sorması, yani tartışma bilincini, yeni sorular sormasını öğreteceksiniz. Nasıl yeni sorular olur? Nasıl hayatı sorgulayabilmeli? Doğayı nasıl sorgulaya- artık yeni eğitim sistemi bu. Bu eğitim sistemini eğer yapmazsanız biz gene geride kalırız. O açıdan Milli Eğitim Bakanına da söyleyelim. Yeni eğitim sistemi. Çorbayı vereceksin o çocuklara, çorbayı. Tuvalete sabunu koyacaksın. Okula suyu koyacaksın. Okulun güvenliğini alacaksın. Her okulun bir bütçesi olmalı, her okulun. Müdür ne yapıyor? Velilerden para topluyor. Bakın, İstanbul'da bir okulun çatısı akıyor. Büyükşehir Belediye Başkanımızı aradım. Dedim ki "Bu okulun çatısı akıyor. Bu çatıyı yapın. Milli Eğitim Bakanlığının belki ödeneği yoktur." Dediler ki "Milli Eğitim müdüründen izin almak zorundayız. Ancak ondan sonra siz gelip okulun çatısını yapabilirsiniz." Milli Eğitim müdürü korkudan izin vermiyor. Ya hangi akıl bu? Hangi mantık bu? Ya oraya giden bizim evlatlarımız ya. Bu gelecek, Büyükşehir Belediye Başkanı çatıyı yapacak, su akmayacak ya. Okulu koruyacaklar ya. Ya gerçekten bir akıl tutulması var. Bu kadar ciddi bir kutuplaşma Türkiye'ye zarar veriyor. Uzlaşma kültürü varken niye kavga ediyoruz? Yani bizim Büyükşehir Belediye Başkanımız okulun çatısını yaptı diye vatan haini mi oldu? Hayır. Talep geliyor, yapacağız. Fakat Milli Eğitim müdürü korkudan "Acaba ben 'Gel çatıyı yap.' dersem beni görevden alırlar mı?" Bir akıl tutulması var gerçekten.
Şevval Şirin- Peki, buradan ben şimdi yine CHP'nin içerisine gelmek istiyorum aslında. Mutlak butlan kararı verileli dört buçuk ay oldu. O gün bugündür o kararla birlikte aslında size çok ağır eleştiriler var.
Kemal Kılıçdaroğlu- Öyle.
Şevval Şirin- Butlan Kemal diyenler var, hain diyenler var.
Kemal Kılıçdaroğlu- Öyle.
Şevval Şirin- Sarayla birlikte işbirliği yapıyor, Erdoğan'a çalışıyor diyenler var. Bu eleştirilere ne söylemek istersiniz? Bugüne kadar net bir cevap verdiğinizi ben hatırlamıyorum. Bu eleştirilerle ilgili ne düşünüyorsunuz ve size göre butlan ne demek?
Kemal Kılıçdaroğlu- Butlan yok hükmünde demek. Şimdi Allah aşkına, ben anlamadığım nokta şu: Yani aydınlara da, yani kendisini aydın sayanlara da ben kendim hayret ediyorum. Ya, arkadaşlar, bir kurultay yapılıyor. Bu kurultay parayla satın alınıyor. Yani üyelerin bir kısmının iradeleri parayla satın alınıyor. Erdoğan kalkıyor, açıklama yapıyor, "şaibeli kurultay" diye. Sayın Bahçeli açıklama yapıyor, "şaibeli kurultay" diye. Partiden bir yetkili çıkıp "Bizim kurultaylarımızda şaibe olmaz." demiyor. Şu ana kadar da demedi. Ama ben kendi evimde video çektim. Dedim ki "CHP'nin kurultaylarında şaibe olmaz. Olsa sizin kurultaylarınız olur." Yönetenlerin, yani CHP'nin genel başkanı da dahil o dönem, yönetenler "Bizim kurultaylarımıza şaibe olmaz." demediler. Sonra ne oldu? Olay yargıya intikal etti. Davanın tarafı değilim ben. Gidip dava açan da değilim ben. Parayı verenlerle parayı alanlar arasında kavga çıktı. Olay yargıya intikal etti. E, yargıya intikal etti. Olay yargıda şu anda. Parayı veren kim? Partili. Parayı alan kim? Partili. İfadeyi alan kim? Mahkeme. Mahkeme dedi ki "Bu kurultayda şaibe var. Siz 38'inci kurultayı yeniden yapmak zorundasınız." dedi. Haklı mı? Haklı. Niye haklı? E, her şey meydanda. Suçlanan kim? Kılıçdaroğlu. Ya niye beni suçluyorsunuz? Ben onu anlamadım. İptal etti. Dedi ki "Siz 38'inci kurultay, eski yönetim gelecek. Ben gelmiyorum sadece. O dönemin parti meclisi geliyor. O dönemin disiplin kurulu geliyor. O dönemin bütün yöneticileri yeniden geleceksiniz, yeni bir kurultay yapacaksınız. O kurultay şaibesiz olacak. Ona göre de oturup kurultayınızı yapın." diyor. Mahkeme bunu söylüyor. Ama suçlanan ben oluyorum. "Vay efendim, niye bu-" Geldim. Bana üç arkadaşım geldi. Sayın Engin Özkoç, Sayın bizim Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız…
Şevval Şirin- Vahap Seçer.
Kemal Kılıçdaroğlu- Evet. Bir de Zeydan Karalar geldiler. Dediler ki "O zaman henüz daha mahkeme vermiş değil. Kayyım atanırsa, kayyım atanırsa ben doğru bulmam. Yüz yıllık bir partiyi kayyım yönetemez." dedim. Kayyıma teslim- benim görevlerimi ben yapmam, dedim yani. Ama mahkeme birisini söyler. Ben ona karışmam. Ama 100 yıllık bir partiye, partinin kayyımla yönetilmesini doğru bulmam. Mutlak butlan olursa hâkim diyecek ki "Kardeşim, bu kurultayda şaibe var, para alışverişi var. Dolayısıyla burada irade sakatlanmış vaziyette. Eski yönetim gelsin." Yine ben tek başıma gelmiyorum. Eski parti meclisi, eski MYK, eski Disiplin Kurulu, hepsi geliyor. Hepsi geliyor. O zaman otururuz, yeni bir kurultay yaparız. Ben o zaman kabul ederim. Nitekim daha sonra üst mahkeme, yani istinaf, "Evet, burada şaibe var." dedi, bir karar aldı. Şimdi bu karar bir Türk hukuk sistemine girecek. Bütün üniversitelerin ders kitaplarına girecek. Kararı okuduğunuzda bir partinin kurultayı şaibeli olamaz. Şimdi ikna etmek ayrı, iradeyi satın almak ayrı. İkna etmek şu: Üç arkadaş otururuz, bir kişiyi, üç kişiyi, iki kişiyi ikna ederiz. "Gidip şuna oy verelim." Yani şu, şu, şu gerekçeler. Buna kimse bir şey demez. İkna ediyorsunuz, diyorsunuz ki "Evet, böyle olması lazım." Ama o kişinin cebine para koyup "Git buna oy ver." dediğiniz zaman o kişinin iradesini satın alıyorsunuz. Bu olmaz, bu olmaz. Burada yapılan bu. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı da taaa Şanlıurfa'ya kadar gidip bu işlerin içine bulaşan birisidir. Temiz bir adam değil yani. Bu işlerin içine bulaşan birisidir. E, bu işlere bulaşan insanlar "Evet, biz yaptık." dediler. Yani bir AK Partili, bir MHP'li veya bir başka partiden birisi gelip ifade vermedi. İfade verenlerin tamamı CHP'liler. "Verdik." diyenler de onlar, "Aldık." diyenler de onlar. E, yargıç da diyor ki "Ben bunu iptal ediyorum. O zaman bu olmaz." diyor. Suçlanan kim? Kemal Kılıçdaroğlu. E, ben ne yaptım? Ha, ben ne yaptım? Gerçekten merak ediyorum. Sadece seyrettim. Ya bizim kurultayda şaibe olmaz diye açıklamayı yapan benim. O dönemin parti yöneticilerinden hiçbirisi çıkıp da "Bizim kurultayda şaibe yoktur." demedi. Sonra mahkeme kararı çıktı. Ben suçlanıyorum. Koca koca gazeteciler... Ya bir bakın arkadaş ya. Ne oldu burada ya? Ne oldu burada? Bu paralar niye dağıtıldı? Bir parti nasıl ele geçirilir? Ya parayla. Bir partinin parayla ele- hele CHP gibi bir partinin parayla ele geçirilmesi ne demektir ya? Telefonların dağıtılması ne demektir? Olmaz. Bunu bütün partililer biliyor. Bütün partililer biliyor. Meşhur bir kitap vardı. "Katili aslında herkes biliyor ama kimse konuşmuyor." diye. Burada da aynı tablo var. Tamam, mahkemedeki burada var. Ben ne yapıyorum? Geliyorum, 38'inci kurultayı yeniden yapacağız. E, nasıl yapacağız? E, mecburen yapacağız. Oturduk, yeniden takvimi açıkladık. İşte önümüzdeki günlerde seçimler falan başlayacak. Mahalle seçimleri vesaire falan filan. Kurultayımız yapılacak. Mutlak butlan dediği "Hükümsüz addediyorum." diyor ben bunu. "Kesin hükümsüzlük addediyorum." diyor. "Bu kurultayda şaibe bulaştı, para dağıtıldı, irade fesadı oldu. Ben bunu iptal ediyorum." diyor hakim. E, neye dayanıyor? E, CHP'lilerin ifadesine dayanıyor. Kim suçlanıyor? Kılıçdaroğlu. Peki benim gelmemden niye ürküyorlar? Niye ürküyorlar? Ben gelsem ne yapacağım partiye yani? Birisini asıp kesecek miyim? Hayır. Ama şunu söyledim: Partiyi kirlilikten arındıracağım. O rüşvet dağıtanları, parayla oy satın alanların hepsini partiden atacağım. Yüz yıllık partiye, devlet kuran bir partiye bu yakışmaz. Attım da zaten çoğunu. Attım. Kimin ismi geçiyorsa mahkeme kararında... Mahkeme kararında isimler var. "Şunlar, şunlar, şunlar." diyor. Ben de onları aldım, partiden attım. Arkasından diğerlerini de atacağım. Atmazsam ben o zaman suçlularla ya da kirli insanlarla beraber bu partide yoz yürüyeceğim. Olmaz, olmaz. Buna efendim, işte "Vay butlan!" E, doğru. Kesin hükümsüz. Parayla olur mu? Biz kendi aramızda tartışabiliriz. Görüş ayrılıklarımız olabilir. CHP'nin böyle bir geleneği var. İtiraz kültürü yükseldi bizde.
Şevval Şirin- Sizce siz mi butlan oluyorsunuz yoksa diğer taraf mı butlan olmuş oluyor? Sizin "butlan nedir?" tanımına yaptığınız cevaptan yola çıkarak söylüyorum.
Kemal Kılıçdaroğlu- Halk TV var, biliyorsunuz. Halk TV sahibi falan. Sahibi niye Türkiye'ye gelmiyor? Sahibi yabancı ülkede olup da kendi ülkesinde yayın yapan bir televizyon sahibi dünyanın hangi ülkesinde var? Hangi ülkesinde var? Günün 24 saati yalan haber yapıyor. Günün 24 saati. İzlemiyorum ben. Olmaz, olmaz. Doğru haber vereceksiniz. Yalan haber yapıyor. RTÜK'e bizim arkadaşlar "Ya bu yalandır." diye söylediler. "RTÜK bizim görev alanımıza girmez." diye bize bir yazı yazdı. E, görev alanına girmiyorsa istediği gibi yayın yapsın. Yayın yapıyor. Doğru yayın yapsa, eleştirse bir şey demem. Şimdi ben asla eleştirilmem diye bir şey söylemedim. Haberler bile, gazetelerden haberler bile doğru verilmiyor. Önyargılı haberler veriliyor. Şimdi köşe yazarı bizi eleştirebilir. Yorumcudur, istediği eleştiriyi yapabilir. Başımın üstünde yeri var. Biz demiyoruz, "Bizim hiçbir eksiğimiz, yanlışımız, kusurumuz yoktur." demiyorum. Hatamız olur, yanlışımız olur, eksiğimiz olur, eleştirilir. Biz de o eleştirilerden ders çıkarırız. Ama Allah aşkına ya, haksız yere de... Söylemediğimiz şeyler söyleniyor, yapmadığımız şeyler yapmış gibi anlatılıyor. Gazete manşetleri farklı yazılıyor, farklı çiziliyor. Ya siz nasıl- ya nasıl bir medya düzeni çıktı? Onların A Haber'i var, bizim de A Haber'imiz var. Fark etmiyor yani. Tam bir kamplaşma. Olmaz, doğru değil. Siz ahlaki temellerde bir şey yapmak istiyorsanız ki ahlaki temelleri en güçlü parti Cumhuriyet Halk Partisi'dir. CHP'ye her türlü eleştiri yapılır. En sert eleştirilenler bile eleştirenler bile CHP'nin ahlaki üstünlüğünü temiz teslim ederler. Yani derler ki "Bunlar doğru adamlardır." Yani kirliye bulaşmaz. Düşüncemizi beğenmez, davranışımızı beğenmez, gezmemizi, giyinmemizi beğenmez, söylemimizi beğenmez ama bizim ahlaklı, temiz insan, parti olduğumuzu teslim ederler. Şimdi buradan CHP çıktı. Şimdi bunu tekrar eski kuruluşundaki ahlaki değerlere yeniden getireceğiz ve kavuşturacağız.
Şevval Şirin- Bu arada sıcak bir gelişme: Gazeteci Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı tutuklandı. Fon iddialarını haberleştirmişlerdi. Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçundan tutuklandılar. İsmail Saymaz ve Murat Ağırel de yurt dışı çıkış yasağı şeklinde adli kontrol talebiyle serbest bırakıldılar. Buna dair bir yorumunuz olur mu? Bu arada son sekiz, dokuz dakikamız.
Kemal Kılıçdaroğlu- Öteden beri gazetecilerin tutuklanmasını ben doğru bulmam. Yani yaptığı haberler dolayısıyla. Gazeteci kalemini özgürce kullanabilmeli, özgürce yazabilmeli, eleştiri yapabilmeli. Zaten yalan bir şey söylüyorsa, haber yapıyorsa tekzip dediğimiz bir mekanizma var. O mekanizma içinde tekzibinizi gönderirsiniz, düzeltirsiniz veya o sosyal medyada bir şey paylaşmışsa siz doğru olarak onu yaparsınız, paylaşırsınız. Dedim ya, hani bir gazetecinin habercinin tutuklanmasını, gözaltına alınmasını doğru bulmam. Öteden beri benim düşüncem bu. Siyasetçinin de düşüncelerinden ötürü hapse atılmasını doğru bulmadığım gibi gazetecilerin de tutuklanmasını doğru bulmam.
Cem Özkeskin- Efendim, ilk bölümde soramamıştım. Hemen onu soru yolayım. Cemil Tugay'ın transferini konuştuk ilk bölümde. Mansur Yavaş da CHP'den yakın zamanda istifa etti. Bağımsız olarak yoluna devam edeceğini söyledi. Kendisinden de Cemil Tugay'ın geçişi gibi bir geçiş bekler misiniz? Ya da Mansur Yavaş hâlâ ittifak denkleminde CHP'yle yeni partinin yakınlaşabildiği bir ittifakta çatı adayı olabilir mi, hâlâ gündemde olabilir mi?
Kemal Kılıçdaroğlu- Şimdi, kişilerle oturulup pazarlık yapılmaz. Pazarlık partilerle yapılır. Biz kişiyle ne pazarlığı yapacağız? Eğer ittifak partilerle olursa partiler otururlar, adayı ortak belirlerler. Benim aday gösterildiğim süreçte ben çıkıp "Ben adayım." demedim. Hiçbir zaman da demedim. Orada oturuldu, karar verildi. Onun üzerine aday olduk. Dolayısıyla partilerle bir ittifak yapılır, partilerle oturulur, konuşulur. Eğer biz ittifak olarak kazanacaksak neleri yapacağımız, öngörülerimiz, hedeflerimiz nedir, onları bir masaya yatırırız, bir görüş birliği sağlarız. Bizim güçlendirilmiş parlamenter sistem metni ortaya çıkarırken de aynı çerçevede yapmıştık. Bakanlıklar nasıl olacak, dış politika nasıl olacak, anayasa değişikliklerinde neleri yapacağız, hangi maddeleri nasıl değiştireceğiz? Kamuoyuna her türlü bilgiyi verdik yani. Dolayısıyla o çerçevede. Hani kişiler bağlamında bir şey yapılmaz, bir ittifak yapılma- ittifak, partiler bir araya gelirler, oturur, konuşurlar, bir aday belirlerler, o aday üzerinden yola devam ederler.
Erdinç Özyılmaz- Efendim, siz çok tecrübeli bir siyasetçisiniz. Son üç yılda yaşadıklarınız, son dört yılda yaşadıklarınız da tabii ki bu tecrübenizi arttırdı. Ben bir duygusal bir soru da sormak istiyorum açıkçası. 2023 seçimlerine giderken aday olacak mısınız, olmayacak mısınız tartışmaları, cumhurbaşkanı adayı oldunuz. Sonrasında partinizden bu adaylık sürecinde, o açıklamanız sürecinde kameralara yansıdı, ağlayanlar oldu. Önemli isimlerin o görüntüleri yansıdı, gördük. Sonra seçim kaybedildi. Sonra bir değişim rüzgârı geçirdi CHP ve bir kurultay oldu. O kurultayda yaşananlar var. İlk turu var, ikinci turu var ve sonrasında bugünlere geldiğimizde, 2026'lara geldiğimizde biz bu sefer mahkeme kararlarını görüyoruz. Dolayısıyla çok tecrübeli bir siyasetçisiniz. Son üç yıla baktığımızda farklı olaylarla. Bugünkü Kemal Kılıçdaroğlu, 2023 yılındaki Kemal Kılıçdaroğlu'yla karşılaşsa tecrübelerinden neleri aktarmak isterdi o dönemi yaşayacak olan Kemal Kılıçdaroğlu'na? Bu sırada "hançerlendim" ifadeleriniz olmuştu kurultay sürecinde.
Kemal Kılıçdaroğlu- Evet, evet. Yani çünkü eğer irade parayla satın alınıyorsa ve bu parayı partililer dağıtıyorsa siz hançerlenmişsinizdir. Eğer bana karşı olan arkadaşlar ya da genel başkan olmak isteyen arkadaşlar gerçekten de demokratik bir zeminde yarışırız... Mesela, Bahar Hem Bey genel başkan adayı oldu. Kimse bir şey demedi. Hepimiz saygı duyduk. Yani genel başkan adayı oldu diye biz kavga da etmedik. Bir kez değil, yanlış hatırlamıyorsam iki kez genel başkan adayı oldu. Dolayısıyla partinin geleneğinde bu vardır. Partinin geleneği, CHP'nin geleneğinde bir ciddi bir itiraz kültürü vardır. İnsanlar düşüncelerini özgürce söylerler. Ama bir geleneği daha vardır. Asla genel başkanları için onur kırıcı bir sözü kullanamazlar, bir cümle kullanamazlar. Genel başkanlarını hep saygıyla ifade ederler ama yeri geldiğinde de en ağır şekilde eleştirirler. O eleştiri kültürü saygıyı kaldırmaz ortadan. Eleştiriyi o saygı içinde yaparlar. Son dönemde buradan ciddi bir kopuş oldu. Bu kitlenin, ayrılan kitlenin CHP kültürünü tam özümsemediğini gösteriyor. CHP kültürü içinde rahmetli Baykal en çok eleştirilen genel başkanlardan birisiydi. Ama hiç kimse Sayın Baykal'a veya ondan önceki veya ondan sonraki genel başkanlara hakaret eden bir şey kullanmadı. Öyle bir şey olmadı. Bir düşmanlaşma süreci hiç yaşanmadı. Parti binası mahkeme kararı çıktı. Parti binasının, il binasının teslim edilmesi lazım. Eğer siz bütün bilgisayarları alır götürürseniz, masayı sandalyeyi alır götürürseniz, çay bardaklarını bile alır götürürseniz, prizleri yerinden söküp kordonları, kabloları sökerseniz bu başka bir şeydir yani. İlk kez tarihimizde biz böyle bir şeyle karşılaşıyoruz. Bunları dillendiremiyoruz ama hepsini videoya aldık. Partinin arşivine koyduk. Partinin hangi süreçten buraya geldiğini... Genel merkez binası böyle olamaz yani. Genel merkez binasının her tarafına sloganlar, genel başkana hakaret eden sloganlar yazılamaz. Bunlar olmaz yani.
Erdinç Özyılmaz- Ne söylerdiniz üç yıl önceki Kemal Kılıçdaroğlu'na?
Kemal Kılıçdaroğlu- Yani üç yıl önceki Kemal Kılıçdaroğlu'na söyleyeceğim arkadaşlarını iyi tanımadığı için, arkadaşlarına koşulsuz güvendiği için ve o arkadaşların kendisini özgürce eleştirebilecekleri ama asla ihanet edemeyecekleri arkadaş olarak düşündüğü için suçluyorum yani. Ben o arkadaşların hepsine güveniyordum.
Erdinç Özyılmaz- Bir öz eleştiri mi var burada?
Kemal Kılıçdaroğlu- Yani beraber çalıştık. Uzun yıllar çalıştık bu arkadaşlarla. Her türlü olanağı sağladım ben bu arkadaşlarıma. Hiç kimseye ve hepsini de çok temiz arkadaşlar olarak düşündüm. Hepsine öyle baktım ben. Ama bir bakıyorsunuz kirliliğe bulaşan arkadaşlar olmaz, olmaz yani. Olmaz yani.
Şevval Şirin- Peki…
Kemal Kılıçdaroğlu- Bunu kabul etmiyorum. Bir milletvekili elbette ki düşüncesinden ötürü suçlanabilir ama CHP'li bir milletvekili yolsuzluktan ötürü suçlanamaz. Suçla- bunu partinin ruhu kabul etmezse. Ruhu kabul etmez bunu yani. Kimliği kabul etmez bunu. Tarihi kabul etmez bunu. Yolsuzluktan suçlanan birisi derhal ama derhal "Benim dokunulmazlığımı kaldırın, gidip mahkemede aklanmak istiyorum." demesi lazım. "Aklanmak istiyorum ben." Ha diyebilirsiniz ki "Yargı bağımsız mı?" Ben de yargının büyük ölçüde iktidarın kontrolünde olduğunu biliyorum. Yargı bağımsız değil. Ben de bunu biliyorum. Ama göz göre göre bir yargıç herhâlde kalkıp da sizi, yani elde bir veri olmadan sizi herhâlde kalkıp da mahkûm etmez yani. Böyle bir şey de olmaz yani. Bu açıdan ahlaki üstünlüğümüzü yeniden inşa etmek zorundayız. CHP aslında bu süreçte yeniden kuruluşundaki kodlara uygun olarak yeniden yapılanıyor. İl başkanları, ilçe başkanları, belediye başkanları hep beraber partimizi yeniden inşa edeceğiz. Yeniden ahlaki temelleri güçlü olan, siyaset üreten, iktidara, devlete yön veren, eleştirileri sağlıklı yapan, bir konuyu ele aldığı zaman bütün ayrıntılarıyla düşünen ve ondan sonra bunu dillendiren bir parti durumundayız. Yani o duruma gelmek zorundayız. Yeniden o duruma gelmek zorundayız yani.
Şevval Şirin- Peki, süremizi doldurduk. Çok teşekkür ediyoruz. Efendim, bu akşam CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bizlerle birlikteydi. Çok teşekkürler değerli katkılarınız için. Sağ olun.
Kemal Kılıçdaroğlu- Ben de teşekkür ediyorum.
Şevval Şirin- Cem Özkeskin ve Erdinç Özyılmaz'a da ayrıca teşekkür ediyorum eşlik ettikleri için. Efendim, süremizi doldurduk. Yeniden görüşünceye…
Kemal Kılıçdaroğlu- Bir şey söyleyebilir miyim?
Şevval Şirin- Tabii ki buyurun lütfen.
Kemal Kılıçdaroğlu- Kusura bakmayın.
Şevval Şirin- Estağfurullah.
Kemal Kılıçdaroğlu- Buradan halkıma seslenmek isterim. Eğer siz gerçekten de temiz bir siyaset, ülkeyi yönetenlerin de temiz olmasını istiyorsanız, ahlaklı bir siyaset, ülkeyi yönetenlerin de ahlaklı olmasını istiyorsanız gözlerinizi mutlaka CHP'ye dikin. Cumhuriyet Halk Partisi gerçekten de Mustafa Kemal'in partisidir, İnönü'nün partisidir, Ecevit'in partisidir. Bakıldığı zaman tertemiz bir partidir. Bu temiz partinin korunması, bu partiye oy vermese bile vatandaşlarımızın bizim hakkımızı bize teslim etmeleri gerekir. Öyle bakmalarını isterim, yani son sözler olarak.
Şevval Şirin- Çok teşekkür ediyorum. Bu sözlerle birlikte noktalıyoruz "Liderler Özeli"ni. Yeniden görüşünceye dek hoşça kalın. İzlediğiniz için teşekkürler. İyi geceler.
07.03.2023
07.03.2023
23.01.2023
20.01.2023
05.12.2022
05.12.2022
05.12.2022