17.02.2026
CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:
“SAYIN BAHÇELİ ‘RAHATSIZLIĞINIZIN KAYNAĞI NE?’ DİYOR, SİZE YAPILSA ‘BEYEFENDİ HAYIRLI UĞURLU OLSUN’ MU DİYECEKSİNİZ?”
“BİZE ‘KAYNAK VAR MI?’ DENİYOR YA EMEKLİYE LAZIM PARANIN 6,5 KATINI BİR AYDA FAİZE ÖDEDİLER”
“GAZZE PROJESİNDE KURULDA ERDOĞAN’IN YAN KOLTUĞUNA NETANYAHU DA OTURDU”
“O BOŞ SENETLERİN HEPSİNİ YA SİZE YIRTTIRACAĞIM, YA DA İKTİDAR OLUP BEN YIRTACAĞIM”
“EMEKLİ İKRAMİYESİ 2018’DE 24 KİLO KUŞBAŞI ALIYORDU, 2025 YILINDA 6 KİLO KUŞBAŞINA DÜŞTÜ”
“GEÇEN SENE BİN 610 LİRA OLAN RAMAZAN KOLİSİ, YÜZDE 50 ARTIŞLA 2 BİN 415 OLDU”
“SENDEN BİR ŞEY İSTEYEN YOK; GETİR SANDIĞI, BEN ÇÖZECEĞİM BÜTÜN SORUNLARI”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli milletvekillerimiz, kıymetli grubum, Türkiye’nin dört bir yanından grubumuzu onurlandıran değerli misafirlerimiz, meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının, sendikaların çok değerli yöneticileri, üyeleri, Cumhuriyet Halk Partisi örgütünün en önemli gücü, 81 ilimizin çok değerli kadın kolları başkanları, 31 Mart zaferinin büyük mimarları Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçilmiş kadın Belediye Başkanları, kadın belediye meclis üyeleri, buraya sesini duyurmaya gelen tüm konuklar, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz” dedi. Özel, şunları söyledi:
“39 İLÇENİN 39’UNCU GECE MİTİNGİNDE OLACAĞIZ”
“Yoğun bir çalışma haftasının ardından hep birlikte Meclisimizin çatısı altında birlikteyiz. İstanbul Adalar’da 88’inci, Muğla Milas’ta 89’uncu eylemlerimizi tarihin en yüksek katılımlarıyla, büyük coşkuyla, büyük bir mücadele ruhuyla, geleceğe umutla yaptık. Yarın akşam Ataşehir’de, İstanbul’da 39 ilçenin 39’ncu gece mitinginde, eyleminde hep birlikte olacağız. İstanbulluları, Ataşehirlileri o tarihi akşama katkı sağlamaya ve ayağa kalkmaya davet ediyorum Ataşehir’de.”
“AKBELENLİLER ANAYASA MAHKEMESİ’Nİ BEKLİYOR”
“Yıllardır doğası için direnen Akbenlilerle kucaklaştık, Pazar günü Milas’taydık. Ve Akbenlilerle birlikteydik. Ülkemizin cennet bir köşesini para hırsı için, bir yandaşa verilen bir sözün tutulması için, o yandaş firmanın ifadesiyle, ‘Biz maden ruhsatının peşinde değiliz. Bize şu kadar milyar liralık yer sözü verdiler, tutmuyorlar. Paramızı versinler, çekelim gidelim’ dedikleri bir yerde, milyonlarca zeytin ağacının katledileceği şekilde maden ruhsatlarının verildiği Akbelen’deydik. Orada ifade ettim, burada bir kez daha ifade edeyim. Yandaş kanalları izleyenler, hepimizin vergileriyle maaşların ödendiği ama iktidarın sesi olmuş muhalefeti duymayan, köylüyü duymayan, çevrecileri duymayan, katliama direnişi duymayan TRT’yi izleyenler sanabilirler ki ‘Akbelen’de birileri bağırıyor, çağırıyor. Acaba ne yapıyor?’ Bilmiyor olabilirler. Akbelen’de köylüler elinde bastonlu 90 yaşında nineler, dedeler, gencecik torunlarıyla birlikte direniyorlar. Sebebi, dünyanın en güzel coğrafyasına verilen maden ruhsatı. Ve o ruhsatın genişletilmesi. Milyonlarca ağacın yeniden kesilecek olması. Bu nasıl yapılır? Zeytin ağacı üzerindeyken olmaz. Kanun koruyor. Geldiler burada kanun çıkardılar. Dediler ki, Akbelen’in koordinatlarını vererek, ‘Burayı verdik’ dediler. Kanun olunca, kanun kanunla çatışınca fırsattan istifade ‘E burası verildi, burayı kesmeye başlayalım.’ Akbelenliler buna direniyor. Biz de bu kanunu Anayasa Mahkemesi’ne götürdük. Anayasa Mahkemesi’nin önünde bekliyor. Anayasa Mahkemesi’nin önünde beklerken gözü yaşlı Akbelenli teyzelerim, ninelerim, amcalarım Anayasa Mahkemesi’nden haber bekliyor. Akbelen ormanlarındaki 100’ün üzerinde farklı bitki, 200’ün üzerindeki hayvan ve kuş türü kulağını kabartmış Anayasa Mahkemesi’nin hukuka, akla, vicdana uygun bir karar vermesini bekliyor. Biz bir yandan Anayasa Mahkemesi’nden bir an önce bu kanunu görüşmesini ve şüphesiz anayasaya apaçık aykırı kanunu durdurmasını bekliyoruz. Yapacak mı? Büyük ihtimalle yapılır. Çünkü vicdanı olan, insafı olan, okuryazarlığı olan hiç kimse böyle bir katliama sessiz kalmaz. Anayasa Mahkemesi üyelerinin de kalmayacağını ümit ediyoruz.”
“BU DAHA ÇOK TAYYİP BEY’İN ACELESİ”
“Ama bir yanda acelesi olanlar var. Ne için? Ağaçları kesmek için. Sincapları, kuşları öldürmek için. O güzelim Akbelen’i kabak gibi kazıyıp altındaki madeni almak için, kömürü çıkarmak için. Peki bu şirketin acelesi mi? Yok. Daha çok Tayyip Bey’in acelesi. Bakın bu ülke neredeyse kurulduğu günden beri Bakanlar Kurullarına, Cumhurbaşkanı’na verilmiş yetki var. Diyor ki, acele kamulaştırma yetkisi, ’Yurt savunması ve milli güvenliği ilgilendiren pek acil konularda, olağanüstü hallerde Cumhurbaşkanı tarafından acele kamulaştırma kararı verilebilir. Fiyat takdiri hariç, geriye kalan bütün işlemler sonra yapılır.’ Bu ne biliyor musunuz? Karşıdan düşman ordusu geliyor, senin ülkeyi savunmak için bir yere ihtiyacın var. Diyor ki dayı ‘Burası benim tarlam, giremezsin.’ ‘Dayı al parayı, çekil kenara’ maddesi. ‘Al parayı, çekil kenara.’ Neden? Milli güvenlik, yurt savunması. Bu yetki, Kıbrıs Barış Harekatı’nda falan kullanılacak yetki. Bu yetki, topraklarımız tehdit altında veya bir tepe var, Türkiye’yi koruyacak uçaksavarlar, füzeler ancak oraya konacak. ‘Vermem de vermem, satmam da satmam.’ Zaman dar. ‘Al parayı çekil kenara’ yetkisini Recep Tayyip Erdoğan bu anayasal, bu kutsal, bu çok nadir, bu çok istisnai yetkiyi Anayasa Mahkemesi bozmadan evvel ‘Ver parayı, çekilsinler kenara. Yandaş şirket kessin ağaçları’ diye kullandı. Duymayan kalmasın. Bilmeyen kalmasın ki, Erdoğan verilen bu yetkiyi bir şirket AYM kararı çıkmadan bütün zeytinleri kessin, eşek ölsün ortaklık bitsin diye kullandı. Bunun için buradan hem milletimize Recep Tayyip Erdoğan’ı şikayet ediyorum. Hem de Anayasa Mahkemesi’ne ‘Geciktiğiniz her gün ölen hayvanlar, kesilen ağaçlar, ortadan kalkan bilgi örtüsü ve talan edilen doğa demektir. Lütfen elinizi çabuk tutun’ diyorum. 80 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca bin 360 maden ruhsatı verilmişken, 20 yılda 365 bin, yani 365 katı maden ruhsatı vermişler. Dörtte biri zamanda. Bir gözü dönmüşlükle karşı karşıyayız. Ordu’nun, Giresun‘un yüzde 70’ini, 80’ini ve Muğla’nın yüzde 65’ini maden ruhsatına açmış, en güzel yerleri maden ruhsatına açmış bir talan girişimi ile karşı karşıyayız.”
“İLİÇ’İN KANI MURAT KURUM’UN ELİNDEDİR”
“Değerli konuklarımız, maalesef grup toplantımızdan dört gün önce, 13 Şubat 2024 tarihi Erzincan İliç maden faciasının ikinci yıl dönümüydü. Dokuz işçimizi yitirmiştik, korkunç bir şekilde. O faciada da para hırsı için maden şirketi daha çok para kazansın diye kapasiteyi artırmışlardı. İnsanlar demişti ‘Buraya bir felaket geliyor’ diye. Onu dinlemediler. Resmen üst üste yığılan maden liçi kaydı, dağ kaydı ve dokuz işçimizi yok etti, yuttu, gitti. Aylar sonra cenazelerine ulaşabildi aileleri. Oradaki hukuk mücadelesi sürüyor. Bugün mahkeme var Erzincan’da. Genel Başkan Yardımcımız, Parti Meclis üyelerimiz, milletvekillerimiz oradalar. O hukuk mücadelesine Erzincan adliyesinde destek veriyorlar. Buradan AK Parti’nin kara düzeni yani Akbelen’de madenciyi sincaba tercih eden kara düzen bugün İliç’te yaşananların baş sorumlusudur. Hatırlayın; Murat Kurum o dönemin Bakanı. Sonra İstanbul’a gidip orada AK Parti’nin adayı olmuştu ve Ekrem İmamoğlu tarafından 1 milyon 150 binin üzerinde bir farkla mağlup edilmiş, İstanbullu ‘Ya İliç’e ne yaptığını gördüm. Ne işin var senin İstanbul’da? Çek elini İstanbul’dan’ deyip Murat Kurum’u defetmişti. O Murat Kurum İliç faciasındaki sorumluluğunu hep inkar etti. Bakın şimdi Murat Kurum’un ‘Benim sorumluluğum yok, kapasiteyi ben artırmadım. Benimle ne alakası var?’ İkinci kapasite artışı faciaya getiren. ‘İkinci kapasite artışı ve folitasyon tesisi projesi ile ilgili olarak hazırlanan ÇED raporu, ÇED Yönetmeliği kapsamında kabul edilmiştir. Makamlarınızca uygun görülmesi halinde söz konusu projeye ait ‘ÇED olumlu’ kararının verilmesi hususunu takdir ve tensiplerinize arz ederim.’ Altında imza. ‘Olur. Murat Kurum.’ Buyurun. İliç’in kanı Murat Kurum’un elindedir. AK Parti’nin kara düzeninin elinde İliç’in kanı vardır arkadaşlar.”
“SAYIN BAHÇELİ, HEZEYAN ŞAHSINIZIN SİYASETİNİN ADIDIR”
“Değerli arkadaşlar, değerli konuklar bu Murat Kurum deprem bölgesinde ilk üç gün orduyu dışarı çıkarmayanların, üç gün ‘Çadır yok’ diye 1999’da eleştirdikleri hükümetten sonra 33’üncü gün daha çadır dağıtamayanların, millet çadır sırasında iken Kızılay’a çadır sattıranların, ‘Bir yılda konutları vereceğiz’ deyip de bu konutların bir yılda yüzde 2’sini bile vermeyenlerin, üç yılın sonunda yüzde 70’e gelince de buradan bir başarı hikayesi anlatmaya çalışanların övmeye, köpürtmeye çalıştığı Murat Kurum’un İliç’in de sorumlusudur, bütün beceriksizliklerin de sorumlusudur. Son olarak da bugün Sayın Devlet Bahçeli, deprem bölgesi ile ilgili ki ne iyi iş yapmışız… Bütün grup hep beraber gittik, deprem bölgesinde büyük bir çalışma yaptık ve neyi ortaya çıkardık? Faizsiz verilmesi gereken deprem konutlarının bazılarından faiz almaya niyetlendiklerini, deprem bölgesinde yapılan dükkanlardan faiz almaya niyetlendiklerini, evlerle ilgili de boş senetlere imza attırdılarını. Biz bunu söyledik. Neden söyledik? Hatay milletvekillerimiz dedik ki ‘Koşun, gelin. Millete boş senede imza attırıyorlar.’ Malatya, Kahramanmaraş, Gaziantep milletvekillerimiz dedi ki ‘Doğru, senede imza atmayana anahtarını vermiyorlar.’ Biz altı günde 55 çalışma yaptık, konteyner kentleri gezdik. Evi alanı - alamayanı dinledik. Boş senedi gördük ve dedik ki ‘Boş senede imza attırmak tefeci işidir, bunu yapmayın. Faizi çizene anahtar vermiyormuşsunuz, faiz anlayacağınızı açıklayın ve boş senetleri yırtın atın.’ O kadar çok yalan attılar, o kadar çok kendi televizyon kanallarında lafı yuvarladılar ki. Üzülerek takip ettim. Sayın Bahçeli, bugün ‘Konutlarına kavuşan vatandaşlarımıza ‘Boş senet imzalatıyorlar’ demek yalnızca bühtan değil, siyasi namusla çelişen bir hezeyandır’ demiş. Sayın Bahçeli bununla ilgili siyaset içinde verilecek çok sert cevaplar var, bir kelime demeyeceğim. Alın bunu, afet borçlandırma senedi. Madde bir, tanımlar. Madde iki, borç tutarı. ‘Bankaya toplam … TL, yalnız bu kadar borçlandığımı… Borçlunun beyanı … oranında akti faiz ödemeyi, bankaya olan borcun … yıl vadeli olduğunu kabul ederim.’ İmzası atılmadan anahtar verilmiyor. Burada bühtan varsa Murat Kurum’dadır. Burada iftira varsa Murat Kurum’dadır. Hezeyan varsa da ‘İttifak ortağım’ diye onlara inanan, bir depremzedeye gidip de sormayan şahsınızın siyasetinin adıdır. Buyurun…”
“CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NİN BİR AYAĞI HATAY’DADIR”
“Cumhuriyet Halk Partisi bir siyaset yapıyorsa, bir eleştiri yapıyorsa, bir şey söylüyorsa, Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir ayağı bu kürsüdeyse bir ayağı Hatay’dadır, bir ayağı Gaziantep’tedir, İslahiye’dedir, Nurdağı’ndadır, Adıyaman’dadır, ta Yaylakonak’tadır. Cumhuriyet Halk Partisi bir şey söylüyorsa Murat Kurum gibi palavradan değil; yürekten, sahadan söylüyordur. Ben Sayın Bahçeli’den, büyüğümüzdür; özür beklemiyorum bu laflar için. Sayın Murat Kurum’dan Bahçeli’ye ‘Kusura bakmayın, sizi bu hale getirdim’ diye özür telefonu bekliyorum. Sayın Bahçeli’yi Murat Kurum arasın. Ha, ne olacak onu söyleyeyim. Biz böyle ayakta, meydanda, sahada oldukça, milleti dertlendiren onlar, derdi dinleyen, çözmeyi vaat eden, çözülsün diye emek veren bizler oldukça bunlar böyle geri adımlar atacaklar. Faiz almadıklarını açıkladılar. Şimdi diyorlar ki ‘Küçük paralar olacak, bilmem ne olacak.’ 71 milyar dolar para toplanmış bu milletin vergilerinden, bağışlarından. 40 milyar doları evlere gitmiş. Helal-i hoş olsun. O boş senetlerin hepsini ya size yırttıracağım, ya da iktidar olup ben yırtacağım.”
“ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLER İÇİN 18 MADDELİK TEKLİFİMİZİN ARKASINDAYIZ”
“Maalesef bugün bir başka acının da 10’uncu yıl dönümü. 2016 yılında Meclis Genel Kurulundaydık ve bir patlama sesiyle irkildik. Maalesef hemen yakında Merasim Sokak’ta askeri personel servisine yapılan terör saldırısında 29 canımızı kaybetmiştik. Tüm şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyoruz. Ülkemiz için can veren şehitlerimizin aziz hatıraları, bize aittir, bize emanettir. Aileleri bu yüce millete ve devlete emanettir. Geçtiğimiz hafta Şehit Aileleri Dernekleri, ki bugüne kadar Türkiye’de Genel Başkan Yardımcımız Yankı Bağcıoğlu ve milletvekillerimiz, Parti Meclisi üyelerimiz, 205 şehit ailesi ve gazi derneğini Türkiye coğrafyasının dört bir yanında, ayırmadan ziyaret ettiler, etmeye devam ediyorlar. Geçtiğimiz hafta da tüm Türkiye’deki şehit aileleri ve gazi derneklerini temsil eden tepedeki üç yapı, çatı örgüt, iki dernek ve bir vakıf bizi ziyaret ettiler. Biz kendileriyle sürekli yılda en az üç kez - dört kez bir araya geliyoruz. Hem tutumumuzdan, onlara verdiğimiz sözleri tutmamızdan, gündemde tutmamızdan, vadettiğimiz çizginin uygunluğundan bahisle çok keyifli bir sohbet yaptık. Ama bir yandan da şunu hatırlattılar. Cumhuriyet Halk Partisi ile 2024 yılında haziran ayında iki günlük şehit aileleri ve gaziler çalıştayı yapmıştık. O çalıştaydan da derlenen 18 kanununda değişiklik yapan bir teklif hazırlamıştık biz. Bu teklifi Meclis’e sunduk, ilgili komisyonu göreve çağırdık. Komisyonun Başkanı Sayın Akar bu dernekleri çağırdı, üzerinde çalışacaklarını söyledi. Zaman istedi. Ama bugüne kadar komisyonda bir ilerleme yok. Şehit ailelerimiz diyor ki, ‘Komisyon başkanından, mensuplarından, partilerdeki üyelerden bir şikayetimiz yok ama ilerleme yok. Çünkü sürekli ekonomik sıkıntıları, maliyeyi, Maliye Bakanı’nı bahane ediyorlar. Lütfen bunları bir kez daha dile getirin’ dediler. Ben hem Merasim Sokak’ın 10’uncu yıldönümünde, hem bugünlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki hassas gündemlerin eşliğinde, bu memleket için hepimiz yerine can verenlerin aileleri ya da vücutlarının bir parçasını feda edenler için bekleyen 18 kanunun, bu Ramazan mübarek günlerde, ki Meclis’te sahura kadar çalışma geleneği var. Zaman sorunu yok. Para deseniz büyük bir para tutmadığı gibi buraya kaynak ayırmayacaksanız nereye ayıracaksınız? Onun için de özellikle gaziler arasındaki maaş eşitsizlikleri ki büyük bir utançtır hepimiz için. Şehit aileleri arasındaki eşitsizlikler büyük bir utançtır. Terörle mücadelede yaralanmasına rağmen gazi sayılmayan kahramanlarımızın haklı talepleri, mağduriyetleri hala karşılıksız kalmıştır. Er ve erbaş şehitlerinin aileleri, gaziler için söz verilen emsal maaş uygulaması hala hayata geçirilmedi, sağlıkta, ulaşımda, istihdamda, eğitimde tanınan hakların uygulanmasında ciddi aksaklıklar ve eşitsizlikler vardır. Ortez, protez işlemlerinde tek hastaneyle sınırlandırılması, bürokratik engeller, hak kayıplarına sebebiyet vermektedir. Şehit yakınları ve gazilerle ilgili yetki ve sorumlulukların Aile Bakanlığında olması yerine, Milli Savunma Bakanlığında olması talep edilmektedir. Biz 18 maddelik kanun teklifimizin arkasındayız. Buradan grup başkanvekillerimize, grubumuza emanettir. Ramazan boyunca partilerin uzlaşısı ile oy birliği ile Meclis’te bu düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz ve bunu Cumhuriyet Halk Partisi olarak TBMM’ye öneriyoruz ve emanet ediyoruz.”
“BU AYIBI MUTLAKA TEMİZLEMEK GEREKİR”
“Bir de bugün aramızda evladını gerekirse bu ülke için şehit olsun diye orduya teslim etmiş, gözünü kırpmadan ölümü göze almış gencecik askerlerin, erlerin, teğmenlerin anneleri var. 15 Temmuz darbesine karşı Özgür Özel’in tutumunu bilmeyen yok. CHP grubunun tutumunu bilmeyen yok. O darbeyi planlayanların, yapanların, o günlere gelene kadar bunları kritik mevkilere yerleştirenlerin, bunlara para sağlayanların, bu milletin bölünmez bütünlüğüne karşı, anayasasına karşı, Meclis’ine karşı silaha sarılanların Allah bin kere belasını versin. Allah bin kere belasını versin. Ancak emir komuta zinciri içinde kursiyer, asker, teğmen, ‘Kalk oğlum’, kalkmış, ‘Yürü oğlum!, yürümüş, ‘Çık köprüye’, çıkmış, ‘Bin otobüse’, binmiş. Otobüsün içinde durmuş inmemiş adamı çevirip, Silivri’de müebbet hapse mahkum edenlere söylüyorum: Burada büyük bir kul hakkı vardır. Hem bu süreçte, hem KHK ile ihraç edilip mahkemede haklı çıkan, mahkemede yargılanmasına bile gerek görülmeyenlerin hala görevlerine iade edilmedikleri yerde kul hakkı vardır. Darbeciyi cezalandırmak ayrı bir şeydir, buradan başka bir mağduriyet çıkarmak, gözü yaşlı anneler yaratmak başka bir şeydir. Bu ayıbı mutlaka temizlemek gerekir.”
“VETERİNER HEKİMLERE SÖZ VERİYORUZ”
“Bugün tabii Sayın Günaydın da çok farklı kesimlerden, çok önemli konukları anons etti. Bugün farklı illerden Veteriner Hekim Oda Başkanlarımız aramızda. Veteriner hekimler kanunda sağlık çalışanı olarak geçiyorlar ama neredeyse özlük haklarında yarı yarıyadan da kötü durumdalar. Adalet ve Kalkınma Partisi bu konuda yasal düzenlemelerden kaçıyor. Ayrıca pandemide, daha doğrusu bu çağda belki de önümüzdeki dönemlerde de karşılaşılaşılacak pandemilerde, bir şeyi öğrenmiş olmak lazım. Bu hayvandan insana geçen virüsler veterinerlerin uzmanlık alanıdır. Bulaşıcı hastalıklar veterinerlerin uzmanlık alanıdır. Veterinerlerin alanı, halk sağlığını, hepimizin sağlığını en doğrudan etkileyen, hem güvenli gıda açısından hem de hastalıklardan korunma açısından son derece önemlidir. Bunun için bir tek sağlık prensibi dünyada gelişmiştir. Modern dünya bunu kabul etmiştir. Bunun için de biz CHP olarak bu yaklaşımı önemsiyoruz. Ayrıca bir utancı hep birlikte itiraf edelim. Böyle bir ülkenin bu yüce Meclisinde seçilen 600 milletvekilinden hiçbiri veteriner değildi. Hiçbir siyasi partide olmaması ayıbını paylaşıyor ve partimiz adına özeleştirimizi yapıyoruz. İlk Parti Meclisinde Türk Veterinerler Hekimleri Birliği’nin Genel Başkanı’nı Sayın Murat Aslan’ı Parti Meclisimize, politika kurullarımıza kattık. Onların şahsında Türkiye’de sayıları 50 bine varan veterinerleri, veterinerlik fakültesi öğrencilerini, hepsinin ailelerini saygıyla selamlıyoruz ve CHP grubunda ve iktidarımızda, hem bu Meclis’te hem Bakanlar Kurulunda hem kritik her yerde çok sayıda veterinerin görevlendirileceğinin de şimdiden sözünü veriyorum.”
“CUMHURİYET’İ KADINLARIN ELLERİNDE YÜKSELTECEĞİZ”
“Bugün Türk Medeni Kanunu’nun kabulünün 100’üncü yıl dönümü. Bu kapsamda Cumhuriyet’in eşitlik mücadelesini büyüten 81 ilden kadın kolları il başkanlarımız, belediye başkanlarımız, belediye meclis üyelerimiz, siyasetteki çok değerli yol arkadaşlarımız bizlerle. Türkiye'de kadın erkek eşitliğinin temeli 100 yıl önce kararlılıkla atıldı. Mirasta, boşanmada, velayette, çalışma yaşamında kadın - erkek eşitliği güvence altına alındı. Ama maalesef bugün Türkiye'de kadınlar kendilerini hala güvende hissetmiyorlar. Eşitsizlik, adaletsizlik, kadına karşı şiddet, cins kırımı devam ediyor. Ve maalesef Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı pek çok alanda olduğu gibi burada da artık ülkeye ve ülkenin kadınlarına felaketi yaşatıyor. Kadın cinayetlerinin önü alınamıyor. Kadına karşı şiddetin önü alınamıyor. Ve öyle ki övünerek desteklediğimiz, yürekten desteklediğimiz, övünerek oy verdiğimiz İstanbul Sözleşmesi’nin kabul edildiği yıl kadın cinayetlerinde yaşanan hızlı düşüş, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bu konuda gevşemesiyle, sonra Meclis’in kabul ettiği bir uluslararası sözleşme, ki İstanbul’da yapılmıştı, o sözleşmeden Sayın Erdoğan’ın kendi başına, tek imzasıyla, tek başına çıkmasıyla adeta devleti kadının arkasından çekti. Ve o günden bugüne de istatistikler, rakamlar çok daha kötüye gidiyor. Buradan daha önce de söylediğim bir şeyi söyleyeyim. 47 yıl sonra partimiz birinci parti oldu. Son seçimden seçimden beş ay önceki kurultayda şu sözü vermiştim: ‘Nasıl rahmetli Bülent Ecevit ve onun değişim kadrosu 70’lerde ikisi yerel, ikisi genel dört seçimden de birinci parti çıktıysa, partimizi birinci parti çıkaracağız. Yoksa bu işi bırakacağız’ demiştim. Bu sözden beş ay sonra CHP 47 yıl sonra birinci parti oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi, kurulduğu günden beri ilk kez yenildi ve büyük bir zafer kazandık. Bugün o günden bugüne yapılan ve şubat ayında da yapılan tüm anketlerde takip ediyorsunuz, desteğini daha da artıran Türkiye'nin birinci partisinin Genel Başkanı olarak buradayım. Ve buradan söz olsun, tarihe geçsin ki bir kez daha ifade edeyim. 17 Şubat 2026 günü bir kez daha sözümüzü yeniliyoruz. Bu kürsülere, o zaman salon başka olacak, bu kürsülere, Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidar partisinin Genel Başkanı olarak yine çıkacağım. Ve o gün göreceksiniz ki bu Meclis’e sevk ettiğimiz ilk anlaşma, İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmesi anlaşması olacak. Türkiye’deki tüm kadınlara söz veriyoruz. Teşekkür ediyorum. Bu coşkulu alkışları 100 yıllık kadın hakları mücadelesini kararlılıkla sürdüren tüm kadın dernekleri, kadın hareketi ve kadın siyasetçi dostlarım adına kabul ediyorum. Bu sözleri söylerken ne söylüyoruz, kimi duyuyoruz, kimin sözünü tutuyoruz? Bakın ne diyor Gazi Mustafa Kemal Atatürk; ‘Mümkün müdür ki bir toplumun yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin?’ İşte biz Cumhuriyet’i kadınların ellerinde göklere yükseltmeye kararlıyız.”
“ENFLASYONU DAHA İKİNCİ AYDA YÜZDE 21’E REVİZE ETTİLER”
“Değerli arkadaşlar, maalesef ekonomik kriz tüm yakıcılığıyla devam ediyor. Ocak ayı enflasyonu yüzde 4,8 açıklandı. Biliyorsunuz aralık enflasyonu yüzde 0,89’du. Yani devlet eliyle emeklisine, çalışanına, devletin memurlarına çok büyük bir kazık atıldı. Enflasyonu aralıkta düşük gösterdiler, yüzde 4 cebinize girecek maaşlardan çaldılar. Sonra o enflasyonu ocak ayında yüzde 4,8 olarak gösterdiler. Diğer kuruluşlar yüzde 6,5 - 7 buluyor. Maalesef öyle bir noktadayız ki enflasyonda Avrupa birincisiyiz. Ama bu hesaplanan enflasyonlar hep ortalama enflasyon, manşet enflasyon. Ama gerçek enflasyon dediğiniz örneğin gıda enflasyonu yüksekliğinde dünya dördüncüsüyüz. Üzerinizde üç ülke var; İran, Arjantin, Güney Sudan. Bunun dışında dünyada adını bildiğin, bilmediğin ülkelerde gıda enflasyonu bizden düşük. Mesela adını bilirsin, Angola. Bizden düşük. Burundi, bizden düşük. Malavi, gıda enflasyonu bizden düşük. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir aylık enflasyonu dünyadaki 100 ülkenin bir yıllık enflasyonundan yüksek. Hani diyorlar ya ‘Enflasyon bütün dünyanın derdi.’ Doğru. Almanlar yüzde 2,1 olan enflasyon yüzde 4 oldu mu deli çıkarlar, hemen tedbir alırlar. Tek rakamlı değil, yüzde 4’ün - 3’ün altındaki enflasyon makbul enflasyon. Avrupa’da yüzde 2,4. Bu enflasyonlar bu noktada ve kimin sorumluluğunda? Diyor ya ‘Her şeyin sorumlusu benim, ben. Ben ekonomistim’ diyor. Bakın tutanak altında canlı yayında… Erdoğan, Aralık 2020; ‘2021’de enflasyonu tek haneye indireceğiz’ demiş. 2021 enflasyonu yüzde 36 çıkmış. Kasım 2021; ‘Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. 2022’de bu çarkı bozacağız’ demiş. Enflasyon yüzde 64’e çıkmış. Aralık 2022; ‘Herkes 2023 hesabını yüzde 20’ler seviyesinde bir enflasyona göre yapsın’ demiş. Enflasyon yüzde 65 çıkmış. ‘Enflasyon tek haneye inecek’ demiş, 2023’ün sonunda. 2024 enflasyonu yüzde 44 olmuş. Bu sene yüzde 13 - 19 diye hesaplıyorlardı. Daha senenin ikinci ayında yüzde 21’e revize ettiler. Ama işi bilen bütün uzmanlar yüzde 28 - 30’un altında enflasyon beklemiyor. Türkiye, maalesef kötüye gidiyor ve gitmeye devam edecek. AK Parti Türkiye’ye hiçbir konuda iyi gelmedi ve gelmemeye devam edecek.”
“BU KENELERİ ATMAK SANDIKTAKİ BİRİNCİ VAZİFEDİR”
“‘Ekonomi iyi olacak’ yalanı yılın ilk ayında çökmüştür. Yılın ilk ayında bütçe 214,5 milyar lira açık verdi. Ocak ayında faiz ödemeleri bir önceki yılın ocak ayına göre yüzde 180 arttı. Geçen sene ocakta 163 milyar lira faiz ödemişiz. Bu sene 456 milyar lira. Faiz ödemeleri yüzde 180 artmış. Ama yatırıma giden bütçe yüzde 37 azalmış. Bakın yüzde 37 artmış olsa bir umut olur seneye. Yüzde 37 azalmış. Düşünün ki bir şirketin sahibisiniz. Genel müdür burada. Soruyorsun, ‘Evladım nasıl girdik Ocak ayına?’ ‘Vallahi efendim faiz ödemeleri yüzde 180 arttı.’ O zaman para alıyorsun, faiz ödüyorsun. ‘Üretim ne kadar arttı?’ ‘Üretim yüzde 38 düştü.’ Öl ki ölem. O genel müdürü, o finans müdürünü anında sepetlemezsen gelecek sene iflas edeceğim bellidir. Türkiye Cumhuriyeti seçmenlerinin sırtından bu keneleri atmak ve bu krizi bitirmek sandıktaki birinci vazifedir. Ocak ayında toplanan her 100 liralık verginin, sizden topluyorlar ya… 100 liralık verginin 11 lirası zenginler veriyor, 89 lirasını orta direk ve yoksullar. 11 lira kurumlar vergisi. 23 lira gelir vergisi, maaşı bankamatikten çekmeden devletin aldığı kısım. 64 - 65 lira da dolaylı vergi. Yani ekmek alırken, et - süt alırken, elektrik öderken, doğalgaz parası öderken faturanın içinde ödediğin dolaylı vergi. Zengin - fakir ayırmayan dünyanın en vicdansız vergi sistemi. Fabrikatörden de aynı alıyor, fabrikatörün kapısındaki bekçiden de. Multi milyarder de aynı veriyor, asgari ücretli de. Dünyanın en adaletsiz vergisi. Bu 100 lira toplandı ya, 89 lirasını siz verdiniz. Bunun 39 lirasını faize ödediler bu sene. 39 lirası ocak ayında faize gitti.”
“KAYNAK VAR MI, KAYNAK VAR MI?”
“Eğri oturup doğru konuşalım. Cumhuriyet Halk Partisi bazı şeyleri söylediğinde ‘Kaynak var mı, kaynak var mı?’ Örneğin en düşük emekli maaşı için gereken 69,5 milyar lira var ya. ‘Para yok, kaynak yok. Olsa vermez miyiz?’ Tam 6,5 katını bir ayda faize ödediler. Bakın bütün emeklilere lazım, bir yıllık paranın 6,5 katını bir ayda faize ödedi bunlar. Yoksullukla mücadelede bütçeye para konuyor. Yani nedir? Yoksullara yapılan bütün yardımlar. Yoksullukla mücadeleye devletin ayırdığı paranın, ki 28 milyar o para, 16 katını ocak ayında faize ödedik. Ocakta bütün yoksullara verilenin 16 katı faize ödenmiş. İşte böyle olunca, bu ülkede yoksulluk niye var? Emekliler niye bu halde? Hepsinin sebebi o ‘Çok bilirim, ben bilirim, o sebeptir - bu sonuçtur…’ Almanya yüzde 2’lik enflasyon arkadaşlar, yüzde 4,5 - 5 oldu, faizleri yüzde 6’ya çıkardı ve enflasyonu oradan aşağı çevirdi. Niye? Enflasyon artarken cebindeki para eriyecek diye millet o parayla bir şey almaya kalkıyor. Enflasyon bu. Faizi onun üstüne koyuyor ki parayı bankaya çekiyor, enflasyonu durduruyor. Bu kadar basit. Çocuğun anlayacağı basit bir şeyi Erdoğan’a yıllarca anlatmadılar. Anlamadan geldi, bilmezden geldi. ‘Efendim faiz, sonuç değil; sebeptir’ dedi. Faizleri tuttu, enflasyonu yüzde 80 yaptı, daha indiremiyoruz. Ama o sırada yoksulun cebindeki bütün parayı zenginlere aktardı. Aslında bilinçli bir tercih yaptı ve yanlışı yaptıra yaptıra yoksulu daha yoksul, eskinin orta direğini fakir, fakirini sürünen bir noktaya getirdi.”
“BİR MEMLEKET DÜŞÜNÜN Kİ ÖĞRETMENİNDEN MÜHENDİSİNE HEPSİ YOKSUL”
“İşte bunun sonucu. Bakın, hep konuşuyoruz. En düşük emekli maaşı 20 bin lira. Ortalama emekli maaşı 23 bin lira. Asgari ücret 28 bin lira. Asgari ücret alanların oranı yüzde 55. Örneğin Almanya’da yüzde 9’dur. Diğer Avrupa ülkelerinde yüzde 4 - 5’tir. Asgari ücret ilk yıl alınan, kıdemle birlikte bir yıl sonra hızlı uzaklaşılan düşük ücrettir. Bizde ortalama ücret olmuş. Çiftçilerin ortalama geliri 19 bin 700 lira Türkiye’de. Yani emeklimiz, asgari ücretimiz ve çiftçimiz aç. Peki eskiden özenilen, ‘Ah bir memur olsa, ah bir öğretmen olsa, ah bir subay olsa…’ Onlarda ne? Memur maaşı zamlanmış hali 61 bin lira. Yeni öğretmen 71 bin lira. Polis 80 bin lira. Yüzbaşı 95 bin lira. Teğmen 90 bin lira. Astsubay 77 bin lira. Öğretim görevlisi 93 bin lira. Hemşire 75 bin lira. Mühendis… ‘Ne mühendisler istedi, vermedik.’ Vereydin, 84 bin lira alıyor kocası. 102 bin lira yoksulluk sınırı. Bir memleket düşünün, bir memleket ki infaz koruma memuru 62 bin lira. Bir memleket düşünün infaz koruma memurundan hemşiresine, öğretmeninden teğmenine - yüzbaşısına, astsubayından mühendisine hepsi yoksul. Hepsi yoksulluk sınırının altında. Ne halde aldılar memleketi, ne hale getirdiler. O yüzden yatırımların azaldığı, faiz ödemelerinin arttığı, zenginin daha zengin olduğu, yoksulun süründüğü, eskinin orta direğinin; özenilenin, karı - koca memursa beş yılda ev, araba alanların bugün milli piyango ya da miras yoksa ne ev, ne araba hayali kuramadığı bu düzenin adı AK Parti’nin kara düzenidir. Bu düzeni değiştireceğiz. AK Parti’nin kara düzenini yıkacağız arkadaşlar.”
“EMEKLİ İKRAMİYESİ 24 KİLO KUŞBAŞIDAN, 4 KİLOYA DÜŞTÜ”
“Yarın ilk teravih. Ramazan ayı başlıyor. Perşembe günü oruçlar tutulacak ve iftar yapılacak. Tüm ülkemizin, İslam aleminin mübarek Ramazan ayını tebrik ediyorum. Ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum. Ancak yoksul milletin sıkıntısı Ramazan’da da sürecek. Bakın, nereye gitsem ‘Anlat oğlum, böyle anlat’ diyor teyzemler diye böyle anlatıyorum. 2018 yılı, hatırlayın aslında bu hikaye 2015’te başladı. Cumhuriyet Halk Partisi dedi ki 2015, 7 Haziran kampanyasında: ‘Her emekliye dini bayramlarda birer maaş ikramiye.’ Bunu Milliyetçi Hareket Partisi de sahiplendi, bir başka şekilde ifade etti. O dönem, bugünkü DEM’in o dönemki partisi onlar da söyledi. AK Parti ise hiçbir şey söylemedi. ‘Veremezler, kaynak yok’ dedi falan. 7 Haziran seçimlerini kaybetti. Aslında demokrasinin güzelliği de burada. Yani AK Parti’ye oy veren seçmen 2015’i hatırlasın. 7 Haziran’da ‘Emekliye birer maaş ikramiye’ diyen partiler çoğunluğu sağladı. AK Parti çoğunluğu sağlayamadı, hükümeti kuramadı ve yeniden seçime gidildi. O seçime giderken 1 Kasım’da tabii çok kötü şeyler de oldu. Patlamalar, terör olayları. Onlar ayrı konuşulur. Ama AK Parti, CHP’nin ‘Yapacağım’ dediği taşerona kadroyu mesela, ‘Biz de vereceğiz’ dedi. Başka vaatlerini de söylerken dedi ki ‘Biz de emekli ikramiyesi vereceğiz.’ Söz verdi Tayyip Erdoğan, 2015, 1 Kasım’a giderken. 15’te vermedi, nasıl olsa seçim yok. 16’da vermedi, nasıl olsa seçim yok. 2017’de vermedi, nasıl olsa seçim yok. 2018’de verdiler. Neden? Seçim var. Şimdi özellikle bugünlerde sürünen emeklilerin, aç bırakılan asgari ücretlilerin, perişan edilen herkesin Tayyip Erdoğan’ın seçim senesinde bir şey yapıp, sonra nasıl yüz üstünde bıraktığını da aklının kenarına koysun. O sene biz itiraz ettik. ‘Yetmez’ dedik. Bin lira vermişti, biz ‘Bir maaş’ dedik. O bin lira verdi. O bin lira 24 kilo kuşbaşı alıyor. Kavurmalık kuşbaşı. 24 kilo o günün parasıyla. O gün kuşbaşı 24 kilo alıyor. 2025 yılı, geçen sene 4 bin liraydı, 6 kilo kuşbaşına düşmüş. Bakın bana diyor ya, ‘Ey Özgür o hesap makinesini bırak. Altın hesabını bırak. Filancanın hesabına bak.’ Bak senin hesap. Senin ilk verdiğin emekli ikramiyesi 24 kilo kuşbaşı alıyor, son verdiğin emekli ikramiyesi 4 bin lira, 6 kilo alıyor. Şimdi hazırlık yapıyorlarmış Plan Bütçe Komisyonu’nda 4 bini 5 bin yapacak. 5 bin lira bu sene 4 kilo kuşbaşı alıyor arkadaşlar. 24 kilo kuşbaşı alan emekli ikramiyesinden, 4 kilo kuşbaşı alan emekli ikramiyesine. Peki emekliler hatırlayın. Cumhuriyet Halk Partisi ne diyor? ‘Emekli ikramiyesi, emeklilerin bayram ikramiyesi bir asgari ücret olmalıdır’ diyor değil mi? Bir asgari ücret ne kadar? 28 bin 800 lira. Kaç kilo dana kuşbaşı alıyor? 24 kilo. Bizim hesap ortada. Yani AK Parti’nin kara düzeni, emekliye altı yıl içinde 24 kilodan 4 kiloya geriletirken yedi yıl içinde, Cumhuriyet Halk Partisi’nin hesabı, yani asgari ücret önerisi o gün aldığı 24 kilo eti bugün de alacak tutardır. Tutarlı hesap, doğru hesap, vicdana uygun hesap, keseye uygun hesap, emekliye uyacak hesap buradadır. Emekliye uyacak iktidar, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarıdır.”
“RAMAZAN KOLİSİNİN ENFLASYONU YÜZDE 50”
“Allah var Tayyip Bey de böyle geleceğe konuşmayı seven adam. Gelecekli, geçmişli. Geçen hafta göstermiştim, ne demişti? ‘Üç yıl öncekinden az ekmek alıyorsanız bana beddua edin.’ Tövbe. Biz beddua etmeyiz, ettirmeyiz. Ama ‘Üç yıl öncekinden az ekmek alan bana beddua etsin’ demiş. Geçen hafta ekmeği gösterdim. Şimdi Ramazan geliyor. Aynı Ramazan kolisi. Aynı. Geçen seneki koli. İçinde yine ayçiçek yağı var, çay var, bulgur var, makarna, bulgur, nohut, pirinç. Aynı Ramazan kolisi. İnanmayan gitsin markete, bakkala baksın. Geçen sene bin 610 lira, yüzde 50 artışla 2 bin 415. Yani iftarın enflasyonu, Ramazan’ın enflasyonu yüzde 50. İstedikleri kadar düşük göstersinler, düşük hesaplasınlar. Ramazan kolisinin enflasyonu yüzde 50. İftar enflasyonu yüzde 50. Bakalım emekliye, 2023’te aldığı emekli maaşıyla sadece üç yıl, diyor ya, ‘Üç yıl öncekinden az ekmek alan bana beddua etsin.’ Geçen hafta 400 az ekmek alındığını gösterdim, tık yok cevap. 2023, 15 koli Ramazan kolisi alırken geçen sene dokuza düşmüştü, bu sene sekize düşmüş. Asgari ücretli üç yıl önce 17 koli alıyordu, geçen sene 14 koli aldı, bu sene 11 koliye düşüyor. Asgari ücretli, her sene üç koli düşüyor. 17, 14, 11. Allah muhafaza üç sene daha imkanı olsa iki koliye kadar düşürecek asgari ücretliyi. Şimdi buradan şunu ifade etmek isteriz ki, söylediğimiz hiçbir sözün karşısına çıkıp bir tane AK Partili, dönüp de bütçe görüşmesinde, Plan Bütçe’de arkadaşlarımızın karşısında, Meclis kürsüsünde, televizyonda, buradan açıkça söylüyorum Sayın Erdoğan’a. Bakın Türkiye’de siyasetin dili sert. Gerginlik var. Kötü söz duyuyoruz, hak etmediğimizi duyuyoruz, hak ettiğinizi söylüyoruz. Ramazan geliyor, gelin bu milletin sesini duyalım. Siyasette sesleri biraz kısalım. Birazcık alt perdeden konuşalım. Ama bu milletin sesini duyalım. Mesela diyelim ki; biz emekli için, asgari ücretli için, çiftçiler için hayatı kolaylaştıracak bir Ramazan paketini, bir koliyi de biz yapalım. Bu ülkede bunun için gereken her şey var. Bir tek şey eksik. Siyasi irade eksik. Yoksa her şeye para bulan, faize para bulan, köprüye para bulan, ona para, buna para bulan, yandaşa para bulan, ama bize geldiğinde, yoksullara geldiğinde bulamayan Erdoğan. Yalan mı söylüyoruz? Gelin, Ramazan’ın ilk akşamı yarın akşam çıkalım TRT Stüdyoları’na. Ben bu hesapları getireceğim, sen de gel karşıma de ki ‘Bunlar yanlış.’ Bu ülkede oyu alırken, oyu yoksuldan alan, emekliden - emekçiden alan, orta direkten alan, sonra da bütün hizmeti zenginler, varsıllar için yapan, yoksula sırtını dönen Erdoğan’a söylüyorum: Bu vakitten sonra bütün partiler birlikte bir şey yapalım derseniz, gazi için de buradayız, şehit için de buradayız, emekli - emekçi için de buradayız. Yapmazsanız, senden bir şey isteyen ne olsun? Tek bir şey istiyoruz. Getir sandığı, ben çözeceğim bütün sorunları.”
“BİZİM ADIMIZ TATAR RAMAZAN, BİZ BU OYUNU BOZARIZ”
“Ramazan geliyor, davulcular sokağa inecek. Davulcular mani söyler. Vallahi şunu söyleseler çok hayra girerler. Bütün davulculara sesleniyorum. Böyle vursunlar davula ve desinler ki ‘Ey ahali duyduk, duymadık demeyin. Bu iktidar altın yumurtlayan tavuğu satıyor. Bu iktidar boğaz köprülerini, otoyolları satıyor.’ Bu konuda Avrupa’daki bütün dergiler yazıyor, ekonomi kanalları söylüyor. İngiliz’in - Kanadalı’nın ağzı sulanıyor, bizimkiler susuyor. Buna karşı İstanbul İl Başkanlığımız bugün Arnavutköy - Ortaköy arasında yürüyüş yapacak. Neyi protesto ediyoruz? Köprünün satılmasını. İstanbul Valiliği izin vermiyor. Allah ondan razı olsun. İzin verse 100, bin, 10 bin kişi duyardı. Allah'ın izniyle bu akşam 10 milyonlar duyacak. Saat 17.00’de iki köprü arasından yürüyeceğiz. İki boğaz köprüsü ve yedi otoyolun 3,5 milyar dolara satılacağını anlatacağız. Bunların yıllık getirisi 600 milyon dolar. Bakın çok basit anlatıyorum, lütfen anladığınızı anlatın. Şöyle yapıyorlar. Köprüleri 3,5 milyar dolara satıyorlar. Bu parayı hemen alacaklar. 25 yıllık gelirini yabancı şirkete verecekler. Ne olacak biliyor musunuz? Beş yıl süre var ya, 600 milyon dolar kazandığı için, zaten beş yılda bu para gelecek. Bunun ilk iki yılı kendi iktidarı. Zaten bu sene ve seneyi alacaksın. CHP’nin iktidarının ilk üç yılında alacağı para karşılığında 25 yıllık geleceğimizi satıyorlar. Gideceğini anladı, para lazım seçim için. Parayı öne çekmek için ve bir de ‘Para kalmasın geleceğin iktidarına’ diye. O parayla verdiğimiz sözleri tutamayalım diye memlekete yaptığı kötülüğe bak. 5 liranın 2 lirası kendi iktidarında geliyor zaten. ‘Bu üçünü de ver, 25 yıllığına senin olsun’ diye teklifte bulunuyor yabancı şirketlere. Ramazan’ın ruhuna yönelik olarak söyleyeyim. Kadir İnanır’dan söyleyeyim; ‘Tayyip Bey, bizim adımız Tatar Ramazan, biz bu oyunu bozarız.’”
“ALLAH HİÇ BİR SİYASETÇİYİ SENİN DURUMUNA DÜŞÜRMESİN”
“Bir başka rezalet geçen hafta Boğaziçi’nde yaşandı. Biliyorsunuz Boğaziçi Üniversitesi’ne 2020’de Melih Bulu’yu kayyım atadılar. Sonra da yerine Naci İnci atandı. Bin 259 gündür akademisyenler Boğaziçi’nde eylem yapıyor. Boğaziçi Üniversitesi öğrencisiyle, öğretim görevlisiyle, mezunuyla ve milletin onlara verdiği destekle dimdik ayakta duruyor. Rektörlüğe kayyımlık diyorlar, sırtlarını dönüyorlar. Orada kız ve erkek öğrenci yurtları var, açılışı yapılacak. Ülkenin Cumhurbaşkanı, ülkenin en iyi üniversitesine gidecek. Bunlar gelmeden önce çok ileri sıralardaydı çok kötü yerlere geriledi. Böyle bir rektörün varlığında ne olacak? Boğaziçi Üniversitesi’ni akademik sırada yüzlerce sıra geriye düşürenler, oraya gidecekler. E git, yap açılışı. Bir gece önceden tüm kampüsü boşalttılar. Sabahın 6’sında yurtları boşalttılar. Öğrenciye açılış yapacak, öğrenciyi boşaltıyor. Boğaziçi’nin tüm öğrencilerini, öğretim görevlilerini, çalışanlarını üniversitenin yüzlerce metre yakınına sokmadılar. Karşıdaki dükkanları kapattılar. Kapıları açtılar, İstanbul AK Parti ilçe teşkilatlarından doldurdukları kendi üyelerini Boğaziçi Üniversitesi’ne getirdiler. Doldurdular, onlara konuşarak açılış yaptılar. Sayın Erdoğan, zaten 2020’den beri Boğaziçi Üniversitesi işgal altındadır; fiilen işgal altındadır, fikren işgal altındadır, akademik olarak işgal altındadır. Şimdi devletin polisini kullanarak AK Parti kadın kollarıyla, gençlik kollarıyla utanmadan, sıkılmadan üniversiteyi boşaltıp oraya taşıma kadro götürüp alkış yaptırıyorsun. Allah hiçbir siyasetçiyi senin durumuna düşürmesin.”
“ERDOĞAN, İŞGAL PLANINDA YER ALMAYI KABUL ETTİ”
“Şimdi belki pek çok konuda, pek çok haklı şekilde Erdoğan’ı eleştiriyoruz, kızıyoruz. Ama böylesine kalkışacağını; ben kendisinin siyasi rakibi olarak, ana muhalefet partisinin Genel Başkanı, yıllarca bu parlamentoda milletvekilliği yapmış biri olarak bu kadarına yelteneceğini tahmin etmiyordum. Filistin’de 71 bin kişi katledildi. Çoğu çocuk ve kadın. Katilleri Netanyahu. Onun için Erdoğan ‘Gazze kasabı’ diyor, ‘Terör devletinin başı’ diyor, ‘Günümüzün Hitler’i’ diyor ve ‘O katille aynı binada olmam, el sıkışmam’ diyor. Trump, Netanyahu’ya ‘Savaş kahramanı’ diyor, ‘Sıkı adamım’ diyor. Bir eliyle Netanyahu’nun sırtını sıvazlıyor, bir eliyle Erdoğan’ın sırtını sıvazlıyor. İki cümle Erdoğan’ı, iki cümle Netanyahu’yu övüyor. Bu Trump tuttu, ‘Gazze barış planı’ diye bir plan ortaya attı ve dedi ki ‘Gazze’de…’ Aslında var ya beklenmedik de hiçbir şey demedi. Ne diyordu ilk geldiğinde? ‘Gazze’ye baktım, çok güzel bir yer. Orada Filistinlilere yer yok. Onları komşu beş ülkeye süpüreceğim ve oraya oteller, kumarhaneler dikeceğim. Gazze güzel. Önünde de petrol var, hidrokarbon var. Orayı istiyorum.’ Bunu diyordu değil mi? ‘Gazze barış planı’ dedi, ‘Gazze barış gücü’ dedi. Çağrı yaptı 62 ülkeye. Bunların 41’i daveti kabul etmedi. 21’i daveti kabul etti. Duydum, inanamadım. Erdoğan kendisi de otel, tatil köyü, kumarhane yapılacak olan bu işgal planında yer almayı kabul ettiğini bildirdi. Hakan Fidan’ı alt komisyonlara yazdırdı. Trump’ın başkanlığında…”
“‘GÜNÜMÜZÜN HİTLER’İ’ DİYORDU, NASIL OLACAK ŞİMDİ?”
“Bakın Sayın Bahçeli dedi ki ‘Gazze için bir yer kurulacaksa kurulsun, başında Erdoğan olsun.’ Başında Erdoğan olsa, Müslüman ülkelerden kurulsa, Filistin için çalışsa kimse bir şey demez. Ama Trump başkanlığında aklı başında hiçbir ülkenin katılmadığı ama Trump’a boyun eğenlerin dizildiği yere bizimki de dizildi. Ve ne oldu biliyor musunuz dün? 11 Şubat günü. Rubio ile Netanyahu anlaşma imzaladılar. Ve o kurulun içine Erdoğan’ın yan koltuğuna Netanyahu da oturdu. Buradan, bakın kurul burada. Erdoğan bu kurulun üyesi. Bu yeni Gazze projesi. Bakın oteller, kumarhaneler, marinalar yapacak. Bakın ‘Önünde hidrokarbon var’ dediği yerden de doğalgaz ile petrol çıkartacak. Bu Erdoğan’ın ‘Ben de varım’ dediği, Trump’a uyduğu, başında Trump’ın olduğu masaya oturduğu yer, oraya Netanyahu da dünden itibaren oturdu, iki gün önce oturdu. Erdoğan diyordu ki ‘Gazze kasabı.’ Bak Erdoğan burada o kasap dükkan açıyor. Sen de oradan alışveriş yaparsın. Diyordun ki ‘Terör devletinin başı.’ Baş başa, kol kola yürürsünüz burada. Erdoğan diyordun ki ‘Günümüzün Hitler’i.’ Nasıl olacak şimdi? Nasıl olacak? Orada Filistinlileri katleden Hitler’i birlikte mi alkışlayacaksınız? Yazıklar olsun size, yazıklar olsun. Utanma sıkılma kalmamış. Bahçeli diyor ki, ‘Şunu kınıyorum, bunu kınıyorum.’ Bunu kınamayan bana hiç konuşmasın. ‘Orada Filistinli’ye yer yok, onları süpüreceğim, oraya bunu yapacağım’ diyor. Buranın yönetimine Erdoğan Netanyahu ile birlikte giriyor. Bu ne biliyor musunuz? Bu Filistin işgal idaresi. Anadolu işgal edildiğinde işgal idaresi vardı. Yüksek komiserler kurulu vardı. İçinde işgalcilerin birer temsilcisi, Fransızı, İtalyanı, Yunanı. Buna karşı Gazi Mustafa Kemal Atatürk Heyet-i Temsiliye’yi kurdu. Şimdi bu işgal planına karşı Heyet-i Temsiliye’yi kurmak yerine, yüksek komiserler kurulunun arasına katılan Erdoğan’a yazıklar olsun, yazıklar olsun. Bunun Adalet Bakanı, yeni Adalet Bakanı Netanyahu hakkında yakalama kararı çıkarıyordu. Şimdi aynı masada oturacaklar. Söyle Hakan Fidan yakalasın, getirsin. Söyle, Netanyahu’yu Erdoğan yakalasın getirsin. Birlikte Gazze’yi işgal planına imza atanlar, bir de tutmuşlar İsrail parlamentosu Batı Şeria’daki toprakları, İsrail devlet mülkü kabul eden tasarıyı bir kez daha kabul etmiş, dönüp dolaşıp yapar bunlar. Bunlar da kınıyor. Yahu ne kınıyorsun? Filistin dediğin iki parçadan oluşuyor. Bir parçasını Trump ile birlikte Netanyahu’ya peşkeş çekiyorsun, öbür tarafta ‘Netanyahu böyle demiş, biz bunları kınıyoruz.’ Buradan açıkça söylüyorum. Filistin’deki 71 bin kişinin kanı Netanyahu’nun elindedir, onun elini sıkan o katliamının ortağıdır. Nokta.”
“AKIN GÜRLEK HEP SİYASİYDİ, BUGÜN DE SİYASİDİR”
“19 Mart darbesinin üzerinden 335 gün geçti. Büyük bir mücadeleyi hep birlikte sürdürüyoruz. Tükenen Erdoğan, yorulan Erdoğan, kadın kollarımızla baş edemeyen, AK Parti’nin kadın kollarına güvenemeyen Erdoğan, AK Parti’nin yargı kollarını kurmuştu. Başına da birisini koymuştu. O birisini de tuttu şimdi bir kez daha getirdi ve Adalet Bakanı yaptı. Bakın buradan Sayın Erdoğan’a teşekkür ediyorum bu atama için. Teşekkür ediyorum. Çünkü bir kişi önce en tartışmalı davaların hakimi, örneğin Sırrı Süreyya Önder, hani vefatında Sayın Bahçeli’nin resmini sevdiği, AK Partililerin güzel şeyler söylediği, hepimizin katıldığı, uğurladığımız, bu Meclis’in en esprili, en insancıl insanı. Allah rahmet eylesin. Sırrı Süreyya Önder geçen sefer Nevruz’da bir tane mektup okumuş. O günlerde mektubu MİT getirmiş, bunlara vermiş. Sahnede okutmuş. Sırrı Süreyya Önder’in bu mektup okumasına, ‘Efendim terör örgütü propagandası’ dediler, Sırrı Süreyya’yı içeri atmaya çalıştılar. Bu Sırrı Süreyya kendi bana anlattı rahmetli ama herkese de anlatmış. ‘Gittim kürsüye’ diyor ‘Kürsüde Akın Gürlek var. Yanaştım kürsüye. Dedim ki bana ‘İki katını ceza ver, bu maddeden verme. ‘Niye?’ demiş. Bunu yaparsan bir daha Nevruz’da bu devlet mektup okutacak bir barış elçisi bulamazsınız’ demiş. Bana böyle baktı, gözünü kaçırdı’ diyor. O maddeden cezayı yapıştırdı. O madde, o ceza, Anayasa Mahkemesi’ne gitti arkadaşlar. Hepsi AK Parti döneminde atanmış Anayasa Mahkemesi yargıçlarının, hakimlerinin 15’inin oyuyla hak ihlali kararı verildi. Yani dendi ki ‘Akın Gürlek hak yemiştir, haksızlık etmiştir.’ Bunun gibi dünya kadar hak ihlali maddesi bunun döneminde oldu. Birinci sınıf hakimliğe ayrılmakta baş şart, hak ihlali yaptığın Anayasa Mahkemesi’nce tespit edilmeyecek. Ülke AİHM’den ceza almayacak. Yani verdiğin karar bozulmayacak. Verdiği kararlarda ağır hak ihlalleri var. Bunu önce bakan yardımcısı, sonra gitti İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı. Orada başta Ekrem Başkanımıza, bütün arkadaşlarımıza dünya kadar iftiralar. Örneğin gizli tanık diye bir yalancı şahit, ‘Bunu bunu bunu bunu gördüm.’ Sonra gizli tanık kafayı oynatıyor. İntihara kalkışıyor, kaçıyor. O gün bunu bunu gören gizli tanık gidiyor, yerine başka isimli bir gizli tanık aynı şeyi görmüş. ‘O odada ben de vardım’ diyor. Üç kişiler. Bu gidiyor yerine biri geliyor. ‘Ben de vardım’ diyor, yine üç kişiler. Nerede öbür gizli tanık? Büyük yalan, büyük sahtekarlık. Ve bunlarla arkadaşlarımıza 11 ay iftira attılar. İddianame bir çıktı, altında kaldılar. Şimdi tek tek saymayayım ama her şey yalan çıktı. Birini ispatlayamadılar. İddianamenin arkasında duramıyorlar. ‘Canlı yayın olsun’ diyenler canlı yayından vazcaydılar. ‘İddianame çıksın insan içine çıkamayacaksınız’ diyenler, iddianame çıktı, işin içinden çıkamıyorlar, hiç o konulara girmiyorlar. Arkadaşlarımız yargılanmak üzere bekliyorlar, yargılamak üzere bekliyorlar. Ve bu sırada bu kişiyi Erdoğan 23.59’da tarafsız İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı. Ben diyordum ki ‘Bu tarafsız değildir.’ Onlar diyordu ki ‘Tarafsızdır.’ Ben diyordum ki ‘Bu kararlar siyasidir.’ Onlar diyordu ki ‘Hukukidir.’ 23.59 İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, altında Erdoğan’ın imzasıyla 00.00’da AK Parti’nin Adalet Bakanı. Ertesi gün AK Parti İl Başkanları toplantısında ‘Partimizin başarısı için çalışmaya devam edeceğiz. Sayın Erdoğan’a teşekkür ediyorum…’ Ben çok söyledim, çok anlattım. Toplumun yüzde 60’ını ikna edebildim. Kalan yüzde 40’ı sana inandı diye mahcup ettin. Bunu imzanla tescil ettin. Akın Gürlek hiçbir zaman başsavcı olmadı, hepsi siyasiydi ve bugün de siyasidir.”
“EN İZAHA MUHTAÇ KONUYU SORUYORUM”
“Şimdi Akın Bey’in böyle görevde değişiklikleri olduğunda hepimizin tabi olduğu bir görev var. Bakanlar, milletvekilleri göreve geldik, yeniden seçildik, mal varlığı bildirilecek. Akın Bey’in mal varlığını bildirmesini bekliyorum. Bende var. 16 taşınmazdan telaşla 12’ye düştüler. Teker teker burada. Akın Bey’i basının karşısında mal varlığını açıklamaya davet ediyorum. Eğer açıklamazsa ben ada ada, pafta pafta, site site, daire daire… Akın Bey’in taşınmaz 12 mal varlığını açıklamasını, hangi maaşıyla, eşinin hangi maaşıyla o taşınmazları, eşinin taşınmazlarını açıklamasını bekliyorum. Akın Bey bunları açıklarsa ve tane tane… ‘Ben şurada 118 milyona İstanbul’da satılan evi aldım ve şu maaşlarımı biriktirerek aldım’ diye izah edecek o izah edilemez toplamı. Hakim bey onları açıklamazsa ben hem onları açıklayacağım, hem RTÜK’teki bir polis memurunun üzerindeki taşınmazları, hem Ankara’da Çayyolu’ndaki bir avukat bürosunun taşınmazlarını, oradaki avukatların taşınmazlarını açıklayacağım. Türkiye siyaset tarihinin en izaha muhtaç konusunu, adaletin emanet edildiği Adalet Bakanı’ndan ve onu atayan Erdoğan’dan soruyorum. Hodri meydan. Süreniz bir haftadır.”
“BENİM YERİME KOYUN BAKALIM KENDİNİZİ SAYIN BAHÇELİ”
“Sayın Bahçeli, maalesef Murat Kurum tarafından yanıltıldığı hususu konuştuk, bir de şu hususu sormuş bana. Açıkça. Sormasam, benim şahsıma söylese susacağım da içerideki arkadaşlarımız hakkında öyle şeyler yazmış ki. ‘CHP’nin siyasi çizgisiyle bağdaşıyor mu?’ diyor. ‘Özellikle yeni atanan Adalet Bakanı ile ilgili rahatsızlığınızın kaynağını nasıl yorumlayalım?’ deyip İstanbul’daki arkadaşlarımıza bir sürü ‘Akın Gürlek iftirası’ yazmış. Sayın Bahçeli Adalet Bakanımızla ilgili rahatsızlığın kaynağını şöyle izah edeyim. Birkaç yıl ileri gidelim. Allah nasip etti, hepimize sağlık verdi. Seçimlere kavuştuk ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidarını kurduk. İstanbul’a bir Cumhuriyet başsavcısı atanacak. Diyorsunuz ya ‘Rahatsızlığınızın kaynağı nedir?’ Bir an için düşünün, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı‘na Ali Mahir Başarır’ı atıyoruz. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı böyle anlı - şanlı, adı - sanı bilinen, Türkiye’de CHP denince grup başkanvekili olarak bilinen, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir evladını İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na atadım. Göreve gitti. Gittiği gün o kadar televizyon dururken gitti, Halk TV’yi ziyaret etti, Sözcü TV’yi ziyaret etti. Başka hiçbir televizyona, gazeteye gitmedi. Oturdu, göreve başladı. Göreve başladıktan sonra sabahın erken saatinde, sizde değil şimdi ama diyelim ki sizde, Silivri Belediye Başkanı’nı 06.00’da aldı götürdü. İki kolunda iki jandarma, ona dedi ‘Terörist.’ Ondan sonra Ülkü Ocaklarına geldi, seçimini iptal etti. 5 bin polisle birlikte Ülkü Ocakları’na girdi, dağıttı. İstanbul İl Başkanlığınızı işgal etti. Sonra Ali Mahir Başarır İstanbul’da görevli olduğu halde Aliağa Belediye Başkanınızı evinden aldırdı, İstanbul’a getirdi. Tokat Belediyenize operasyon çekti. Döndü, bir önceki dönem Kütahya Belediye Başkanınızı getirdi. Osmaniye’de belediye başkanınızı aldı, ayrıca Adana’daki üç dönem önceki belediye başkanınızı da kendinden öncekinin yaptığı işlerden aldı. Her gün partinizin bir evladını jandarma iki koluna girmiş şekilde sıraya dizerek ve kameralardan çekerek televizyonlardan alaycı yayınlar yaptırılıyor. Öyle şeyler söylüyorlar ki… ‘Bunlar şunu çaldı, bunu yaptı. Devlet Bey kongreyi kazanamayacaktı, Milliyetçi Hareket Partisi delegeleri iradelerini tek tek sattı.’ Diyor ki ‘Hepsinin kaydı, kuydu var. Bin 200 tane cep telefonunu Devlet Bey’e rakip çıkmasın diye gençlik kolları dağıttı. Devlet Bey’in veya en sevdiklerinin evlerinin kasasından paralar fışkırdı, görüntüsü var. Oradan o çıktı buradan bu çıktı. Dünya kadar iftira, hakaret. Dönüyorlar, partinizin siyasetçilerinin aile düzenini bozmak için çocuğuna saldırdı, çoluğuna saldırdı. ‘Yok’ diyorsun, saldırıyor. Ali Mahir Başarır vurdukça vuruyor, vurdukça vuruyor. Sonra da bu yaptıklarını ispatlayacak diye beklerken sen, bir iddianame çıkarıyor. Ne cep telefonu var, ne para var, ne kayıt var. Yalancı şahit var, korkutarak Ülkü Ocakları’ndan korkutarak ‘Bunu söylemezsen çocuğunu 30 yıl göremezsin’ deyince imza atan, ama kanıt koyamayan, bir tek kanıtla desteklenmeyen iftiralar var. O Ali Mahir Başarır orada çırpıyor, yapıyor, ediyor. Sonra da biz onu alıp Adalet Bakanı diye getiriyoruz. Sayın Bahçeli o sırada siz kalkıp, Ali Mahir Başarır yemin ederken ya da yeminden sonra gidip, ‘Beyefendi hayırlı uğurlu olsun. Çok kutsal bir göreve geldiniz, çok önemli işler yaptınız’ mı diyeceksin? Diyorsun ya ‘Sizin tepkinizin sebebi ne?’ diye. Bir benim yerime koyun bakalım kendinizi Sayın Bahçeli.”
“BU GELİŞİ DURDURAMAYACAKSIN ERDOĞAN”
“MHP’nin de değerli seçmenleri, AK Partililer. Andolsun ki iktidar olacağız, ama aşk olsun ki Ali Mahir’e asla ne Adalet Bakanlığında ne de İstanbul Başsavcılığında zulmetsin diye görev vermeyeceğiz. Bizim adaletten anlayışımız; o gözleri kapalı, elinde terazi, hak yemek yerine kör olmayı tercih edecek bir anlayıştır. Buradan bütün AK Partililere söylüyorum: Elinizi vicdanınıza koyun. Bütün MHP’lilere söylüyorum. Hep AK Partili olmuş bir bakan yardımcısını İstanbul’a yollayıp bu kadar zulmü yapıp geri getirip bakan yapacaksınız, bu arada da adam Türkiye’nin en büyük servetini yapacak. Kayıtlısının izahı yok, kayıtsızının ucu sınırı yok. Hepsini biliyoruz çıkaracağız. Aha da buradan söylüyorum Sayın Erdoğan. Diyorsun ya böyle promterden, ‘Bu gidişi durduramayacaksın Özgür.’ Vallahi sizin gidişinizi ne durdurabilirim, ne durdururum. Millet sizi gönderiyor, bu gidişi sürdüreceğiz ve hızlandıracağız. Ama buradan Sayın Erdoğan’a sesleniyorum. Bu gelişi durduramayacaksın Erdoğan, bu gelişi durduramayacaksın. Halkın partisi gelecek, milletin yüzü gülecek. Bu ahlaksızlar da bunların hesabını verecek. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”
07.03.2023
07.03.2023
23.01.2023
20.01.2023
05.12.2022
05.12.2022
05.12.2022